Laiklik, Laikçilik, Din Devleti: Hangisini Tercih Ederdiniz?

17 Eylül 2021

 

 

Yeni anayasa tartışmaları yeniden gündeme gelmişken, Türkiye'nin öteden beri tartışmalı meselelerinden biri olan laiklik de son günlerde yeniden tartışılmaya başlandı. Yeni anayasada laiklik maddesi aynen kalsın mı, kaldırılsın mı, “devletin dini İslam’dır” gibi bir madde anayasada yer almalı mı, almamalı mı gibi sorular etrafında dönen bu tartışma, ülkenin geleceğini yakından ilgilendiren bir tartışmadır. Bu çerçevede din-devlet ilişkileri bağlamında başlıca üç farklı çizgiyi temsil eden laiklik, laikçilik ve din devleti şeklinde özetlenebilecek anlayışlar bu yazıda kısaca değerlendirilmiştir.

Laiklik, en yalın şekliyle “din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması” olarak tanımlanır. Buna göre bir devletin yasaları kaynağını dinden almaz, devletin icraatlarının meşrulaştırılması için dine müracaat edilmez. Dinin egemenlik alanı ile devletin egemenlik alanı büyük ölçüde birbirinden ayrıştırılmış olup, her bir kurum kendi egemenlik alanında faaliyette bulunur.

Laikçilik, daha radikal bir yaklaşım olup, dinin bütün tezahürlerinin kamusal alandan kovulması anlayışıdır. Laikliğin “din düşmanı” kisvesine bürünmüş şekli olarak kabul edilebilir. Buna göre toplumsal çürümenin kaynağı din ve dinden kaynaklı hurafeler olup, toplumsal ilerleme için dinin baskı altına alınması ve dini kisveler, ritüeller vb. dinin dışavurum şekillerinin kamusal alandan kovulması gerekir.

Din devleti ise devletin resmi bir din ve/veya mezhebinin olmasıdır. Din devletinde dokunulmazlığı olan bir ruhban sınıfı (papazlar, mollalar, ulema) vardır. Devletin icraatlarının ve yasaların dine uygun olup olmadığını dini bir otorite denetler. Laik devletlerde anayasa mahkemesinin gördüğü işleve benzer bir işlev gören dini otorite devlet için hemen her konuda fetva makamıdır.

Uygulamaya bakıldığında, her ülkenin uygulamasının bazı kendine özgü tarafları olmakla birlikte, başlıca iki laiklik anlayışından söz edilebilir: kıta Avrupası, Anglo-Sakson. Kıta Avrupa’sının laiklik anlayışı önemli ölçüde Fransız Devrimi’nden esinlenmiş olup, daha katı, yer yer laikçilik sınırlarında gezinen, daha din karşıtı ve hoşgörüsüz bir anlayışı temsil etmektedir. Özellikle cumhuriyetin kurucu önderlerinin örnek aldığı Fransız uygulaması dine ve dini yapılara karşı en sert tutumuyla bilinen uygulamadır. Buna karşılık Anglo-Sakson gelenek daha dinle barışık, daha hoşgörülü, dini yapılar ve toplulukların daha serbestçe hareket edebildiği bir laiklik geleneğidir. Nitekim İngiltere’de sembolik de olsa bir resmi kilise vardır; ABD’de ise devletin doğrudan irtibatlı olduğu resmi bir kilise bulunmamakta, çoğunluğu Protestan çok sayıda kilise, din ve mezhebe mensup dini cemaatler varlığını sürdürmektedir.

Tarihsel olarak bakıldığında, laiklik ve laikçilik anlayışlarının doğmasının tesadüfi olmadığı, büyük ölçüde Ortaçağ Avrupa’sında Katolik Kilisesi’nin dogmatik, baskıcı, İncil’i yorumlama tekelini kendi uhdesinde tutan, papalığın uygun görmediği her türlü arayışı dinden sapma olarak gören ve bu tür farklı yorum ve yenilik arayışlarını aforoz (dindışı sayma, toplumdan dışlama) ve engizisyon (sapkınların kellesini alma) yoluyla ağır biçimde cezalandıran yaklaşımının büyük rolü vardır. Martin Luther’in Katolik Kilisesi’ne karşı bayrak açmasıyla başlayan dinde reform hareketinin tetiklediği Aydınlanma Çağı sonrası Batı medeniyetinin rasyonalizm, bireycilik ve laiklik olmak üzere üçlü bir sacayağı üzerinde yükseldiği söylenebilir.

İslam dünyasında laiklik uygulamalarının çoğunlukla “laikçilik” olarak algılandığını, din düşmanı bir laiklik anlayışının hayata geçirildiğini söylemek mümkündür. Baas rejimlerinin egemen olduğu Ortadoğu ve kuzey Afrika ülkelerinde sert, baskıcı, din düşmanı bir laiklik anlayışı egemen olmuştur. Tek Parti dönemi Türkiye’sinde tekke ve zaviyelerin kapatılması, tarikatların yasadışı ilan edilmesi, dini kanaat önderi ve tarikat şeyhlerinin takibata uğraması, bir kısmının idam edilmesi, bazılarının hayatlarını hapis ve sürgünlerde geçirmesi da aynı laikçi anlayış ve uygulamanın uzantısıdır. Bu tür aşırılıkların çok önemli iki sonucu olmuştur.

Birincisi, dindar damarı kuvvetli, geleneksel-muhafazakâr Anadolu insanı uzun zaman devlete küsmüş, kendisini üvey evlat gibi hissetmiş, içine kapanmış, kamusal alana talip olmamış, hatta “gavur olur, dinini diyanetini unutur” endişesiyle –bırakın kız çocuklarını- bir dönem erkek çocuklarını bile okula göndermeye çekinmiştir. Ancak çok partili demokrasiye geçildikten sonra devletle barışmaya başlayan muhafazakâr kitle önce erkek çocuklarını, 1980’lerden itibaren de kız çocuklarını okutmaya başlamıştır. Daha yakın zamanlara kadar, laikliğin gereği olarak lanse edilen, ama laikçiliğin en uç örneklerini sergileyen din düşmanı uygulamalar, özellikle kız öğrencilerin üniversite kapılarında çektiği çile, gördükleri cüzzamlı muamelesi hafızalarda tazeliğini korumaktadır.

İkincisi, tekke ve zaviye kültürünün bir parçası olarak Anadolu coğrafyasında sosyolojik bir temeli olan cemaat ve tarikat yapıları ortadan kaybolmamış, ama devletin baskılarından ve kovuşturmasından korunabilmek amacıyla büyük oranda yeraltına inmiştir. Süleymancılık, çeşitli kollarıyla Nurculuk, Menzil Cemaati, İsmailağa Cemaati, Sami Efendi, Esat Efendi,.. gibi çok sayıda dini yapı uzun süre yeraltında kaldıktan sonra, ancak 1980’li yıllarda Özal ile başlayan serbestleşme, laikliğin kısmen dinle barışık hale getirilmesi, dışa açılma, özgürlüklerin genişletilmesi ve yeniden yapılanma sürecinde görünür hale gelmişlerdir. Konumuz bu olmadığı için fazla detaya girmeden, şu kadarını söylemekle yetinelim: FETÖ tipi, gizli gündemi ve birden fazla yüzü olan, kamusal alanda farklı özel alanda farklı kisvelere bürünen ve günü gelince devletin başına bela olan karanlık yapıların ortaya çıkmasının en önemli tarihsel-siyasal sebeplerinden biri de, din düşmanı laikçi bir yaklaşımla dini yapıların devlet eliyle yeraltına inmeye zorlanmış olmasıdır.

Bugün dindar-muhafazakâr bir yönetim altında Türkiye'de görülen manzara ise Diyanet’in toplumsal-siyasal tartışma konularına sık sık müdahil olduğu, Sünni İslam anlayışının öne çıkarıldığı, tarikat ve cemaatlerin serbestçe faaliyette bulunduğu, geleneksel laik kesimleri endişelendiren bir manzaradır. Böyle bir ortamda bir de “laikliği kaldıralım, devletin dini İslam’dır diyelim” önerilerinin gündeme gelmesi geleneksel laik-laikçi kesimleri daha da endişelendirmektedir.

Gerek Ortaçağ Avrupa’sının Kilise dogmatizmi, gerek modern zamanlarda İsrail, S. Arabistan ve İran’da uç örneklerini gördüğümüz din devleti uygulamaları, Afganistan’da hâlihazırda görmekte olduğumuz manzara, bazı kuzey Afrika ülkeleri ve Sudan’da yaşanan tecrübe, Wahhabilik, Taliban, Bokoharam ve Işid/Deaş tecrübesi ile nihayet Türkiye'nin Cumhuriyet dönemi Tek Parti, askeri vesayet ve darbeler dönemi laiklik-laikçilik uygulamaları ve son yirmi yıldır hüküm süren dindar-muhafazakâr iktidar deneyimlerinden sonra, bu satırlarının yazarında oluşan kanaat şudur:

Din devleti de, laikçilik de biri diğerine tercih etmeye değmeyecek, kötü alternatiflerdir. Din devleti belirli bir din ve mezhep anlayışını resmi din, mezhep veya ideoloji olarak dayatmakta, bireylere tercih imkânı vermemekte; resmi din veya mezhebin, aslında fiilen iktidar sahiplerinin din ve mezhep anlayışlarının kalıpları dışında kalanlar için hayat cehenneme çevrilmektedir. Laikçilik uygulamasında ise tersinden, Türkiye'de örneğini uzun süre gördüğümüz üzere dindar-muhafazakâr kitleler kamusal alandan dışlanmakta, kamusal imkânlardan mahrum bırakılmakta, inancı ve kılık-kıyafetinden dolayı baskılara ve hukuksuz muamelelere maruz kalmaktadır. Oysa bir toplum kesiminin diğerini, bir iktidar cenahının kendisi gibi olmayanları kendi kalıbına zorla sokmaya çalışmasının felsefi temeli de, ahlâki temeli de, dini temeli de yoktur; bu tür baskıcı, jakoben, dayatmacı uygulamalar tamamen siyasi, hegemonya temelli uygulamalardır. Siyasi bağlamda çoğulcu demokrasi açısından bakıldığında hiçbir toplum kesimi başkasına hayat tarzı dayatamaz, farklı yaşam tarzı pratikleri bir arada var olabilir. İslami açıdan bakıldığında, ayetlerle sabit olduğu üzere “dinde zorlama yoktur,” “sizin dininiz size, benim dinim bana”dır. Bunu kabul etmeyip polis zoruyla, asker zoruyla, devlet eliyle toplumun farklı kesimlerine aynı doğruları ve hayat tarzını dayatmak, onları tek potada eritmeye ve tek kalıba sokmaya çalışmak, bu satırların yazarına göre, “yeryüzünde Tanrıcılık oynamaktır.”

Bu durumda eldeki en tercihe değer alternatif, din ile barışık, ama dindar olmayanlara, dinsizlere ve ateistlere de hayat hakkı tanıyan; kimseye din, mezhep, inanç, ibadet, kıyafet, ritüel veya hayat tarzı dayatmayan; devletin alternatif dinler, mezhepler ve hayat tarzları arasında tarafsız hakem olduğu bir demokrat laiklik anlayışıdır. Demokrat laiklik anlayışında dindarlar kendi inançlarını serbestçe yaşar, istedikleri kıyafeti giyer, ibadetlerini serbestçe yaparken, dinsizler veya inanmayanlar da inanmama veya herhangi bir din veya mezhebe mensup olmama hakkını kullanacak, kimse kimsenin hayat tarzına müdahil olmayacaktır. Devlet temel hak ve özgürlükleri garanti altına alacak, yasaları uygulayacak, adalet dağıtacak, güvenliği sağlayacaktır. Bu şekilde güvenliği ve adaleti sağlayıp temel hak ve özgürlükleri garanti altına alan, çeşitlilik ve farklılıklara saygılı bir devletin şemsiyesi altında yaşayan bireyler de kendi potansiyellerini daha iyi gerçekleştirecektir. Özgürlük, adalet, çoğulculuk ve demokrat laiklik gibi değerlerin hayata geçirilmesi topluma ve devlete verimlilik, yenilik, yaratıcılık ve yüksek refah düzeyi olarak geri dönecektir.

Ahmet

Muhterem hocam, muhalfarz, Hz. Peygamber'le karşılaşsanız, O'nun yüzüne "en tercihe değer alternatif, din ile barışık, ama dindar olmayanlara, dinsizlere ve ateistlere de hayat hakkı tanıyan; (...) laiklik anlayışıdır. "dinsizler veya inanmayanlar da inanmama veya herhangi bir din veya mezhebe mensup olmama hakkını kullanacak, kimse kimsenin hayat tarzına müdahil olmayacaktır." diyebilir misiniz? Bu bakış açısının âyet ve hadislerle uyumunu tedkik ettiniz mi?

Pa, 09/19/2021 - 00:42 Kalıcı bağlantı

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
Bu soru bir bot (yazılımsal robot) değil de gerçek bir insan olup olmadığınızı anlamak ve otomatik gönderimleri engellemek için sorulmaktadır.
5 + 12 =
Bu basit matematik problemini çözün ve sonucu girin. Örn. 1+3 için cevabı 4 olarak girin.

İstatistikler

Bugün Toplam Toplam
0 kez görüntülendi. 196 kez görüntülendi. 2 yorum yapıldı.