SİYASETBİLİM

Muktedir Olmakla Yetinmek mi? İktidarmış Gibi Görünmek mi?

24 Ağustos 2019

Nilgün (Çelebi) ile Vehbi (Başer) hocalar da “güç” diyorlar, yazılarında. Güç, anlaşılması gerçekten de güç bir kavram. Nilgün hoca, insani tüm performansın kaynağı güç diyor, haklı olarak. Sosyal psikoloji, psikoloji, özellikle işletme ve yönetim bilimleri ve kısmen de siyaset bilimi alanında çalışan pek çok sosyal bilimci, davranışların lokomotifini tanımlamak amacıyla güç kavramını kullanıyorlar. Hatta bu yolda hızını alamayan D. McClelland, geliştirdiği achieving teorisinde; başarı güdüsünün onlara kazandıracağı güçten yoksun oldukları için, batılılara göre, doğu toplumlarının geri kaldığını yazıyor.

Kudretin Anatomisi Üzerine

05 Ağustos 2019

Nilgün Hoca, Fikir Coğrafyasında “gücün serencamı”nı yazmıştı. Yazıyı bir kez daha ve sakin kafayla okudum. Nilgün Hoca, gücün mahiyetini ve oluşum sürecinin formel çerçevesi ile biçimlenişinin tarihsel dönüşümlerini (meslekten olmayanlar için de) gayet anlaşılır bir biçimde izah etmiş. Kalemine sağlık hocamızın.

Habermas'ın Düşündürdükleri - III

21 Temmuz 2019

Siyaset alanında Habermas'tan öğrenebileceğimiz en önemli şey iletişim ruhundan doğan, sivil toplumun bağrından çıkan tartışmacı demokrası tasarısıdır.  Ancak son yıllarda Amerika'nın tek taraflı yeryüzüne dayattığı 'America-First' politikasında ve özellikle ulusalcı-popülist ideolojilerde demokrasiye yönelik tehditler görüyor Habermas. 

Güç'e Farklı Bir Bakış

21 Temmuz 2019

Evet, bilgi birikimdir; bir konuda yazarken öncelikle bizden öncekilerin o konuda ne dediklerine yer vermemiz, onların eleştirel bir okumasını yapmamız ve ardından da kendi görüşümüzü gerekçeli olarak ifade etmemiz gerekir. Ama burada daha farklı bir yol izlenecek. Doğrudan güç’e ilişkin kendi görüşümüzü yazıya geçirecek, başkalarının görüşleriyle kıyaslanmaya değer bulunup bulunmadığı kararını okurlara bırakacağız.

Zamanı Gelmiş Bir Fikir: Doğrudan Demokrasi Ya Da Kitlelerin Bilgeliği

27 Haziran 2019

Le Bon 19. y.y.da Batı demokrasisinin yükselişinden dehşete düşmüş ve sıradan insanların politik güç kullanmaları fikri onu çok rahatsız etmişti: “Kitlelerin Psikolojisini anlamak onları yönetmeyi bilmek değil; hiç olmazsa bütünüyle onlar tarafından yönetilmemek isteyen devlet adamlarının sermayesini oluşturur... Kitlelerde doğal zeka değil, aptallık birikimi hakim olur... Onlar asla yüksek zeka gerektiren eylemleri gerçekleştiremez.” İlginçtir ki, Le Bon için “kitle”, sadece linççi güruhlar ve isyancılar gibi toplumsal aşırılığın örneklerini içermiyordu; karar veren gruplar, parlamentolar, meclisler, jüriler, komiteler, heyetler de buna dahildi...

23 Haziran 2019 İstanbul Seçimleri ve Merkez Sağ

24 Haziran 2019

Haritaya bakınca nedense İdris Küçükömer’in “Türkiye’de sol sağ’dır, sağ da soldur” sözü aklıma geldi. Gerçi doğu’da sol ya despotizme kayar (Stalin gibi) ya da dinî/yerel değerleri önceler (Galiyev gibi). Ancak enteresandır, batı solu’ndaki insancıllığı, liberal demokratik değerleri Türkiye’de 1950’den itibaren “sağ” partiler temsil etti. Bu partiler yani Demokrat Parti, Adalet Partisi, Anavatan Partisi ve Doğru Yol Partisi merkez sağ diye adlandırıldı. Aslında bu çizgi CHP’nin arsasının ‘karşısındaki’ geniş araziye çadır kurmakla başladı. Millî egemenlik ve millî irade kavramlarını anahtar kelime olarak aldı.

27 Mayıs 1960 Darbesi’ni Anlatmaya Nereden Başlamalı?

27 Mayıs 2019

27 Mayıs’a giden süreci nasıl bir “gün” ile başlatamıyorsak, aynı şekilde 27 Mayıs’ı neden-sonuç ilişkisi içinde tek bir “olay”a bağlamak da mümkün değildir. Ancak, Menderes’in SSCB’ye yapmayı planladığı ziyaretin 27 Mayıs Darbesine giden yolda göz ardı edilemeyecek bir öneme sahip olduğunu ifade etmek gerekir. Menderes’in Sovyet Rusya ziyareti 27 Mayıs’a yol açan tek faktör değildir belki ama faktörlerden birincisi olduğunu aradan geçen 59 yıl sonra rahatlıkla ifade edebiliriz.

Darbelerin "Başarısızlığı"Na Değil "Hasılası"Na Bakmak - 3

21 Kasım 2017

Erbakan, iktidarda kalabilmek için 28 Şubat kararlarının altına imza atmakla kalmadı; kendisini en büyük anti-siyonist gibi pazarlayan politikasını yerle yeksan edecek şekilde, İsrail'le Güvenlik İş Birliği Protokolü'nü ve idare çarklarına keyfî bir biçimde asker vatmanların el koymasına kapı aralayan 9 Ocak Kriz Yönetimi Yönetmeliği'ni de imzaladı. Partileri kapatılan yenilikçiler, AK Parti'de yeniden organize olarak -iktidarını konsolide ettikten sonra Tayyip Erdoğan'ın bizzat ifade ettiği üzere- "Millî Görüş gömleğini çıkararak" siyasete devam edebildiler. İslâmî bir geçmişe dayanan bir parti, yabancı sermayeyi ve aslında sıcak para akışını “paranın dini-imanı olmadığını” deklare ederek selamladı.

Darbelerin "Başarısızlığı"Na Değil "Hasılası"Na Bakmak - 2

21 Kasım 2017

Cumhuriyetçiler, bu "masum halkın" kandırılmaya müsait, cahil, cahil olduğu için de "safiyâne dinî duygular besleyen", bu duygularının istismar edildiğini anlamaktan aciz, aslında "eğitilebilir", ama eğitimsiz olduğu için "zavallı", bir eğitilebilse artık gerçeği kavrayıp doğru karar verebildiğinde demokrasiyi de hak edecek bir kitle oluşturduğu kanaatindedir. Bu bakış açısı, esasen halkı "cezâî ehliyeti bulunmayan" bir "nesne insanlar yığını" olarak gördüğü için asıl suçluyu daima bu masum kitleyi "süflî iktidar hırslarıyla" baştan çıkarıp "Cumhuriyet'in kazanımlarını hiçe sayacak" şekilde emellerine alet edenler [yani ikinci cenah'ın politik aktörleri] olarak teşhis eder.

Darbelerin "Başarısızlığı"Na Değil "Hasılası"Na Bakmak - 1

21 Kasım 2017

Öncelikle, bir noktaya dikkat çekmek istiyorum: Madem ki elimizde "istenmeyen gelişmeler" biçiminde tarif edilmiş bir cürüm vardır; bu cürmün failleri de "suçlu" olduklarına göre bütün "kolektif suç kovuşturmaları"nda en hassas mesele, "mağdur/masum/ilgisiz/habersiz" olanları ayıklayıp suçta dahli olabileceklerin öne çıkartılmasıdır. Bu, adaletin de bir gereğidir.