Genetük-IV : Yeni Türkiye 2/ Ana(yama)yasa(yamama)

08 Şubat 2020

 

Yasamak ya da Yasayamamak, işte bütün mesele bu!

 

Yeni Türkiye, parlak bir siyasal retorik olarak kalmayacaksa bu işin 12 Eylül Anayasası ile bir hesaplaşma değil, belki bütün Anayasama Tarihimiz'e bir sünger çekerek "Yepyeni ve Gerçek" bir Anayasa ile başarılacağını artık bilmeyen kalmadı.

Ancak, iktidarı tek parti desteği olarak elde etmiş olsa bile, bir "parti iktidarı" vasıtası ile anayasa yapmak, Türkiye'nin daha önce hiç "teorisini düşünmediği" bir şeydi.

Meş'ûm 12 Eylül Anayasası'nı, fer'inde delik deşik eden "Anayasa Değiştirme Şeysi"nde problem yoktu; "bul Meclis'te bilmem kaçı, değiştir tabii ağbicim" gibi, dokuz köyün yakasını toplarsak Anayasa değiştirmeyi becerebiliyorduk. Olmadı bulamadın, "bul Meclis'te bilmem kaçı, götür referanduma!" Onu da becerdik!

Fakat, bütün zinde kuvvet anayasalarına eyvallah etmiş eski rejim guvernörü siyaset esnafı, hiç "bir gün gelip de bu anayasaları sivil ve demokratik siyaset mekanizmalarını işleterek biz siyaset adamları yapmalıyız" diye düşünmediklerinden, bu işin olurunu da düşünmemişti. Şimdi AK Parti bu işe kalkışınca, baştan "istemezük!" korosu kurup sonunda "isterük emme velakin" tarzında mımız mızıkası çalmaya başlamışlardı.

12 Eylül tarihine denk getirerek güya darbeyi tarihten kazımak gibi bir atraksiyona imza attığını sanarken zaten zayıf olan siyasal hafızamıza "hangi 12 Eylül" kuşkusu hakkeden bir tasarrufla, Anayasayı referandum marifetiyle değiştirdik: "Cumhurbaşkanı'nı biz seçeceğiz!" dedi halk. Aman ne güzel!

Ama bir şeyi -bütün o "dersine kötü çalışan haylazlığımız"la- düzgün anlamamıştık millet olarak: Anayasa "Temel Milli Mutabakat" demekti; millet olmak, bir "esas uzlaşma" ile başarılabilirdi.

Oysa bizim gayet sağcı milliyetçiliğimiz de, gayet solcu (aslında mosmor laik) ulusalcılığımız da, millet/ulusu tarif ederken "dil, tarih, kültür (eh, birazcık ya da epeyce "din") ve ülkü birliği"nden dem vuruyor; "kederde ve kıvançta birlik" salçalıyor; ama milletin reel temsilcilerinin talep ve davalarını uzlaştırmaktan bîhaber görünüyordu.

Bir de şu: Anayasalarımız hep, kendisini ihlale yeltenen iç düşmanın defterini dürmek için mermisi namluya sürülmüş bir tüfek gibiydi. Esasen "kamu olarak halkın hukukunu devlet denen aygıta dayatan" bir Anayasa, düşünülmesi bile muhal bir şeydi. Yasama deyince "vatandaşın her işine burnunu sokan devlet"ten bir ferman çıkmasını anlıyorduk. Anayasama deseler, devletin daha doğarken anamıza, yaşımıza, yaşamamıza ferman buyurması filan diye anlardık.

AK Parti, anayasayı değiştirecek çoğunluğu varken bu işe kalkışacak "kudretten aciz" idi; kudrete ulaştığında da, çoğunluk yoktu. Lakin daha önemlisi, Burhan Hoca ve Cemil Abi, sözde işi biliyordu ya, onlar bu işi hallederlerdi. Komisyon çok çalıştı. Kimdi bu adamlar? Milletin vekilleri. Kim adına uzlaştılar? Millet adına. Kaç madde? E elünün körü kadar!

Mesele zaten şimdi "koalisyon görüşmeleri"nde olduğu gibi "topu düşürmemek"ti, sektir allah sektir!

Asıl önemlisi, AK Parti, çoğu meselede olduğu gibi, bu konuda da "dolu bir ajanda"ya, ayrıntısı net bir yol haritasına, birincil öncelikli bir politik iradeye sahip değildi. AK Parti siyasetçileri, darbecinin topladığı hey'et yerine, serbest seçim ile geldikleri için "anayasayı siyasetçiler yapar" sanıyordu.

Oysa, çok önemli mesele, milletin mutabakat zeminini tahkim etmek; Ancien Régime sabotatörlerinin "Millî Mutabakat imkanını berhevâ etme mekanizmaları"nı ortadan kaldırmak, milletin mutabakate varmasının mekanizmalarını oluşturmak ve bu mekanizmalar aracılığıyla "kamu olarak halkın temel uzlaşması"nı devlet denen aygıta dayatmaktı!

Anayasa Mahkemesi üyeleri ve üniversitedeki anayasa profesörleri(nin çoğu) dahil bütün bu cübbe parıltısına meftûn ricâl -Tayyip Erdoğan'ın deyimiyle- gol atacak adamlar değildi; bunların çoğu, atanma meraklısı, atılmış golün şakşakçısı, hukukta çok olsa içtihat bilir; ama "teşrîî irade"ye darbeci olursa yol gösterecek dar kafalı adamlardır. (Bu bakımdan şahsen de tanıdığım Mustafa Erdoğan Hoca gibi bazı hukukçularımızı tenzih ediyorum. Çok olsa iki elin parmaklarını geçmeyecek bu insanlara saygısızlık etmek istemem.) Daha önemlisi, Anayasa Hukuku bilir zevât, anayasamayı sanki bir hukukçu marifetiymiş gibi düşünmeye alışkındır; halbuki bu bir siyasal-ahlakî mutabakat işi; üstelik halkın siyasal-ahlakî mutabakatini tevlîd meselesidir.

 

Anayasayı Halk Yapar Meclis Değil

 

İyi de halk diye bir şey var mıdır? Evet, kılcal damarlarına kadar toplumun kanını, nabzını, sinir sistemini ve dimağını bu işi ciddiye almaya ve "kamusal alanı sahiplenme"ye, o alanda "devlet denen aygıt"ın nerede durması gerektiği haddini ona bildirmeye sevk edilerek sağlanabilecek bir mutabakattir Anayasa!

Bunun yerine, Meclis'te çok olsa yasa maddelerini torbalara doldurmayı marifet sanan bir yasama pratiğine teslim olursanız Anayasa için de Meclis'te teşkil ettiğiniz bir top sektirme heyeti marifetiyle ipe un serersiniz.

Bir şeyi çok istemeniz ya da çok istiyor görünmeniz, o şeyi gerçekten hasıl ya da tahsil edebileceğiniz anlamına gelmez. Dersine iyi çalışmış adamlara ne kıymet verdiğinize bakarız. Böyle adamlardan bir sadakat beklenecekse bu, onların size sadakati değil, "milletin siyasi iffetine sadakati"nden ibarettir!

Kanun yapmakla "Esas Teşkilat Hukuku vaz etmek" farklı şeylerdi(r); kanun yaptığınız mutfaktan Anayasa değil, anayasa değişikliği çıkar!

Yasamayı, yasama gücü olarak Meclis'i baş tacı etmeyen -ki, yürürlükteki hukukumuzun en cıs mevzuatı olarak devrim yasalarından Hilâfet'i kaldıran yasa, Hilafet'i "Meclis'in şahs-ı ma'nevîsinde mündemiç" ilan ettiği için, Meclis "Hey'et olarak Hilafet"i temsil eder- bakanları, bürokratları, iş adamlarını, siyasetin başka beşerî enstrümanlarını değil, Milletvekilliği'ni baş tacı etmeyen, onlara taç giydirip "taç giyen baş akıllanır" fehvâsınca akıllanmış başlarla "hukukumuz"u gözetmeye memur etmeyen bir millet ve onun siyasetçileri, anayasa yapamazlar!

Yeni Türkiye, yamaya yamaya anayasayamama beceriksizliğimiz nedeniyle "genetiği bozuk" bir düşük doğum olmuştur. Millet ve anası kan kaybetmiştir.

Sözlerimi toparlamak isterim: Kimse sanmasın ki AK Parti'ye muhalefet olsun diye konuşuyorum. Hele mevcut muhalefetin -ki bir başka yazımda bizde muhalefet ihtiyacını yazmış ve kurumsallaşmış muhalefetin rejime itaat üretme enstrümanı olduğunu ifade etmiştim- ekmeğine yağ sürmeye çalışıyor hiç değilim. Yaşadığımız bu anayasa yapamama tecrübesine bir yekûn çıkarmak istedim. Her isteyen, şeyinden anlamakta serbesttir; ama birinin hasbî bir şekilde bir yekûn çıkarmaya cür'et etmesi gerekirdi. Bunun da, ne iktidara yanaşma gazete köşecilerinden, ne de iktidarsız kalem erbâbından sâdır olmayacağı ortada. Benim kovulabileceğim bir gazete, ya da, gözünden düşeceğim bir efendim yok.

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.