Sıddık Korkmaz Kardeşime Vefa

26 Haziran 2022

 

Sıddık kardeşimi bugün, 25 Haziran Cumartesi, bir trafik kazasında dâr-ı bekâya uğurladık. Mekânı cennet, makâmı âlî ola… Rabbim onu nebiler ve sıddiklarla birlikte haşr eyleye… Aynı kazada sevgili Mahmut Çınar dostumuz da yaralandı. Şifa remzin ola…

Hislerimi tarife ne kelimeler yeter, ne de buna takatim var… Şuraya birkaç hatırayı derç ederek ebediyet yolculuğuna uğurladığımız Sıddık dostumuzu hayırla yâd etmek isterim.

Bugün bilgisayarımı açmamaya niyetliydim oysa… Açtım ve “Sıddık Korkmaz kardeşime veda” diye bir başlık attım… Sonra içime battı “veda” kelimesi, her ne kadar mahza hakikat olsa da… Sildim… “Hayır” dedim kendi kendime. O Rabbine vefa göstererek evine döndü. Ölmedi, vefat etti… “Ölen hayvan imiş” beyim, âşıklar ölmez… Sadıklar ölmez… Sıddiklar vefa gösterir de sırlanır fâniden…

Âşık-ı sâdıklar ölmez

 

“Yunus öldü deyu salâ verirler

Ölen hayvan imiş, âşıklar ölmez”

Sıddık Hocam çokça okurdu Yunus Emre ilahilerini… Ne de güzel okurdu. Sesi çok güzeldi. Edası ve sedası emsâlsizdi…

“Milk-i bekâdan gelmişem / Fani cihanı neylerem

Ben dost cemâlin görmüşem / Huri-i cinânı neylerem”

 

Çocukluğumuzun bir bölümü ve ilk gençlik dönemimiz Sıddık kardeşimle birlikte geçti. Kayseri Develi İmam-Hatip Lisesi’nde birlikte okuduk. “Çocukluğumuzun Müslümanlık rüyasını” birlikte gördük.

Seyrani Baba’nın yurdu Develi enteresan bir yerdi. Ethem Paksoy hocamız, okulumuza yakın bahçe katı evindeki bir sohbet esnasında heyecanlanarak “Develi neden bir İsmailiye olmasın?” bile demişti...

Hüseyin Ümit Navruz Hoca’dan kelam, felsefe; rahmetli Hasan Ali Kasır’dan edebiyat; Ahmed İslamoğlu hocadan ilim ve edep tahsil edilirdi.

Yahyalılı Hacı Hasan Efendi’den tasavvuf neşvesi ve âdâb; Kamil Müderrisoğlu gibi esnaf taifesinden fütüvvet ahlâkı; Salih Kapusuz ve Nezir abilerden siyasi bilinç; rahmetli Mustafa Ağca’dan kıraat ve şecaat; Mustafa abiden hareket, bereket, kültür ve sanat; Hacı Ömer amcadan zarafet, asalet, cömertlik... Bütün bunlar Erciyes dağına sırtını yaslamış, çeliğinin suyu keskin verilmiş Everek şehrinin ihsanı, atıyyesiydi. Ne de olsa dükkân Seyrani Baba’nın dükkânı…

“Geldi bu dükkâna baktı bir güzel

Dedi, bu dükkânda ay ne yaparlar…”

Çocuktuk. Orta ikinci sınıftayken Devlet Parasız Yatılı imtihanını kazanıp gelmiştik. Maraş’tan, Malatya’dan… Ramazan Barman, Ramazan Yıldırım ve Mehmet Birsin… Üçü Malatya Orduzu’nun aynı sokağından… Sonra Osman ve Ali Aslan kardeşler Çivril köyünden. Mahmut Çınar Adıyaman’dan, Sıddık Korkmaz Aksaray’dan… O zamanlar Konya-Aksaray derdik. Hakan ve Okay Albayrak, Almanya-Essen’den… Fethi Güngör Ağabey Pınarbaşı’ndan. Tayfur Esen ve Âdem Bozkurt (Âdem Baba) Yeşilhisar’dan… Mersin’den iki Hasan...Develi’den de Osman Tuna bizimleydi, ama yatılı değildi. Van’dan İhsan Sancak ve onun küçüğü ikizler: Mevlüt ve Şuayp kardeşler.

İmam-Hatip lisesinin 900 kadar mevcudunun 350’si yatılıydı… 12 Eylül 1980 ihtilalinden hemen sonra… Ülkede sıkıyönetim var. Siyasi partiler, dernekler, sendikalar kapalı. Özal’lı yıllardan hemen önce...

Hasan Ali Kasır, Ethem Paksoy ve Kamil Müderrisoğlu başta olmak üzere bir avuç inanmış adam oturup “gençler için, bu ülke için ne yapabiliriz?” diye kendi kendilerine dertlenmişler. Sonuçta şöyle bir görüş ortaya çıkmış:

“Yukarıdan aşağıya teşkilatlanan her sosyal ve siyasi hareket bir gün geliyor askerler düdüğü çalınca kesintiye uğruyor ve silbaştan başlanıyor. Bu defa farklı bir şey yapmalı… Siyasete değil kültür ve sanata yatırım yapmalı… Gençleri okumaya, ilim ve sanata yöneltelim.”

Bu kararı alınca fakirin de aralarında bulunduğu beş on kişiyi seçmişler. “Bizim öğretmenleri olarak gençlerle ilişkimiz ister istemez resmiyet içerir; yaşları da onlara yakın bir mentor bulalım” demişler ve bu iş için Ahmed İslamoğlu hocanın oğlu Mustafa’nın biçilmiş kaftan olduğuna karar vermişler.. Mustafa da hapisten çıkmış, bütün dünyaya küskünmüş. “Ona da terapi gibi olur” diye düşünmüşler.

Böylece Develi’de bir ilim ve kültür hareketi neş’et etti. Sonradan herkes kendi yolunda yürüdü gitti o ayrı… Sıddık kardeşim de ta başından beri bu mayanın içinde yer aldı.

“Dâru’l-Erkam”ı örnek alan bir evimiz vardı. Pansiyonda kalır, bu evde ders ve sohbetler yapardık. Malum sıkıyönetim ortamında 5 kişi birlikte yürüse örgütlü suça girerdi. Sohbete oturunca yedi sekiz saatten aşağı sürmezdi. Sohbetten önce muhtemel bir polis baskınına karşı önlem alırdık. Baskın yapılacak olursa herkes aynı şeyi söylemeliydi. Ya mevlit okumak için toplanmıştık veya birinin düğünü olacaktı…

Sıddık Korkmaz Develi’nin bülbülüydü. Yahyalı’nın da bülbülüydü. Rahmetli Hacı Hasan Efendi biz gençleri pek sever, sık sık özellikle çağırırdı. Bazen evinde, bazen kır gezmesinde Develi İmam-Hatip gençlerini misafir ederdi. Sohbet dinler, ilahi ve Kur’an okurduk. O zamanlar Bursa İlahiyat’ta öğrenci olan Mehmet Emin Ay hocamız Yahyalı’ya geldiğinde Hacı Hasan Efendi bu kez de onu dinlemeye davet ederdi.

Bütün bu etkileşimlerin, titreşimlerin ortasında bir dönem “ayet-hadis ezberleme” kampanyası gibi bir şey başlatmıştık. Ezberlenecek ayet-i kerimeleri Hasan Böyür seçerdi. (Sonra böyüdü, Hafızoğlu oldu..) Hadis-i şerifleri fakir seçiyordum. Sıddık kardeşim yetmişten ziyade hadis-i şerifi ezberleyerek en iyi performansı göstermişti.

Bu vesile ile Kütüb-i Sitte’yi okuma fırsatı oldu. Elmalılı tefsirini ve Tecrid-i Sarih’i de liseden önce hatmetmiştik elhamdülillah. Lakin az zamanda çok hadis-i şerifi hem de ustasız okumak bazı arızalara yol açıyordu. Şimdi bunlardan birini arz edeyim.

Bir çocukluk hâtırası

Fakir her gün olmasa da günaşırı yeni bir hadis-i şerif tespit edip ezberlenmek üzere arkadaşlara iletiyordum ya... Bunu yaparken o gün belki de iki yüz hadis-i şerif okumuş oluyordum… Okudukça “vay be, işte bunu da kaynağından öğrendim” gibi bir noktaya doğru çekiliyordum. Yıllar sonra Mısır’a gittiğimde sırf fasih Arapçamız güçlensin diye bir yıl kadar Selefi bir grubun Buhari-i Şerif derslerine katıldığımızda Ekrem’e şöyle dediğimi hatırlıyorum: “Bunlar bizim ortaokuldaki halimiz!”

Develi İmam-Hatip Lisesi’nin bahçesinde teneffüste veya dersten sonra Meşşailer gibi turlarken sevgili Sıddık yanıma gelerek herkesin içinde beni övücü cümleler kurdu. Bana olan muhabbetin ifade etmiş ve beni takdir etmişti.

Okuduğum hadis-i şeriflere göre birini seviyorsan gidip bunu ona söylemen sünnet… Bunda sorun yok. Ama birini yüzüne karşı övmek yanlış..

Hemen en son öğrendiğim hadis-i şeriflerden birini okudum:

“Resulullah (sav) buyuruyor ki: Birisi sizden birini yüzüne karşı överse onun yüzüne toprak saçsın!”

Sonra yerden bir avuç kum alarak “Sıddık kardeşim gel bu kumu senin başına dökeyim, sünneti yerine getirelim, konu kapansın..”

Tabii, neye uğradığını şaşıran Sıddık gayr-i ihtiyarı kaçmaya başladı, ben kovalamaya, arkadaşlar da araya girmeye çalıştılar. Avucumdaki kumu Sıddık kardeşimin gittiği yöne doğru savurdum. Bilmem birkaç zerresi saçlarının arasına girdi mi?

Şimdi nasipse üç İhlas, bir Fatiha ve Yasin’i şerifler okuyup bir avuç toprağı mezarına atmaya gideceğim… Ah benim güzel kardeşim… Ne çabuk bırakıp gittin bizi?

Hani daha sen Maraş’a gelecektin, ben seni İzmir’de ziyarete… Geçen yıl “Akhisar’a kadar gelip de bana uğramazsan gönül koyarım demiştin ya”… Gelememiştim… Bilemedim ki dünya fani, ölüm ani, kimler gelip kimler geçti bu handan, kalan hani?

Hani gençliğimizde de ben Beyazsaray köyüne gelirdim. Birkaç gün köyde kalırdık. Sonra Aksaray’daki eve de uğrardık bir gün. Sen Kahramanmaraş’a bizim eve gelirdin... Kaleye çıkardık, Sütçü İmam çeşmesinden su içer, bir kebapçıda yemek yerdik.

Sizin köyün bir odası vardı. İlk kez bir köy odası görmüştüm ve çok sevmiştim o köy odanızı. İsmi oda ada kendisi müstakil ev. Şimdi belki taziye mekânlarından birisi olacak o oda… Hâlâ duruyorsa..

Yatsı namazından sonra gitmiştik oraya. Köyün ihtiyar delikanlıları hikâyeler anlatmıştı. Bunlardan biri pek ilgimizi çekmişti.. Bir yaz gecesi köy odası boşalmış… İki kişi kalmış sadece… O iki kişinin isimleri de söylendiydi. Onlar da sohbetin dibini bulmuşlar… Sonra haydi eve gidelim demişler ya, sokaklarda başıboş dolaşan köpekler var… “Seni bırakayım evine” demiş berikisi… Eve varmışlar… “Sen nasıl döneceksin şimdi, ben de seni bırakayım” demiş ötekisi… Böylece gide gele sabah ezanını duyunca ikisi birden camiye gidip namazdan sonra evlerine dönmüşler..

Hâfızlık sevdası

 

Bir dönem bizim gençleri hafızlık sevdası sardı. Yaz tatilinde de beş on gün memlekete gittik o sene... Develi’de kaldık. Çay Camii’nin bir hocası vardı. İyi hafız yetiştirirdi. Sıddık ve Zülkifl de hafızlık yapacaklar arasındaydı. Hocayla konuştum, “Birkaç arkadaş hafızlık yapacak ben de arada bazı sureleri size dinletmeye geleceğim” dedim. Kabul etti.

Önce arkadaşların kıraatlerini dinliyordum. Rahmetli dedem Ekreme Hoca’nın “okuma çocuklarını” dinlediği gibi… Yüzüne okuma pekiştirilmeden hafızlık olmaz… Sonra Elmalılı Tefsiri’nden ezberlenecek sayfanın tefsirini özetliyordum. Birinci cüzün sondan birinci sayfasında Yahudilik, Hristiyanlık ve Hz. İbrahim’in Haniflik yolu… İkini cüzün birinci ve ikinci sayfalarında Talut ve Calut kıssası…

Birgün dikkatimi çekti, bizim Zülkifl Doğan yüzüne dinlediğim yerleri aslında ezbere okuyor. Başka sayfaları açtım okuyamıyor. Sonunda itiraf etti. Sıddık çalışırken onun çalıştığı odanın kapısından onu dinleyip hıfzediyormuş kerata… Sıddık kardeşim o kadar güzel, latif, içten okuyor ki… Zülkifl de o kadar berrak bir hafızaya sahip ki… O günden sonra Zülkifl’in ödevi günde üç cüzü yüzüne okumaktı… Ayrıca ezberini yapıp Çay Camii’ne gidiyordu tabii..

O yaz bir köy düğününde Develi Çarşı Camii’nin imamıyla karşılaştık. İmam Efendi’yle zaman zaman karşı karşıya geliyorduk zaten istemeden. Yine öyle oldu. Yemekte bizi yan yana oturttular. Hocaefendi bir yandan yemek yerken bir yandan konuyu açtı:

-Fatih, duyduğuma göre gençlere hafızlık yaptırıyormuşsunuz.

-Birkaç hevesli arkadaşımızla başladık hocam, Rabbim tamamına erdirsin inşallah.

-Yalnız Fatih, evladım bu iş böyle olmaz. Siz bir de meal tefsir filan yapıyormuşsunuz.

-Evet hocam, ezberlenen sayfaların tefsirini de okuyoruz.

-Ama bu hıfzı tökezletir, mani olur.

-Hocam Kur’an-ı Kerim’in inzalinden maksat anlaşılması değil mi? Akif merhum malumunuz öyle buyurmuş. Benim babam da hafızdır, şu beyitleri vird edinmiştir:: “Ya açar nazm-ı celilin bakarız yaprağına / Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına / İnmemiştir hele Kur’an şunu hakkıyle bilin / Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için..” Hem manayı bilmek hıfzı kolaylaştırıyor Hocam.

-Öyle de, yani ne bileyim.. Bak Fatihciğim ne diyeceğim… Gençler önce Kur’an-ı Kerim’i ezberlesinler, sonra da meal ezberlesinler. En iyi yol bu…

Sıddık kardeşimin bir de İstanbul sevdası vardı. Bir başka yaz tatilinde Sıddık sırf İstanbul’a gidebilmek için bir Kur’an Kursu’na başvurmuş. Gel demişler. Gitmiş ama biraz değişik bir yermiş. Pantolon giyen tek kişi Sıddıkmış… Yurt müdürü Sıddık Efendi’yi koruyup kolluyormuş, pantolonlarını yıkayınca kurutmak için astığında dama çıkılan kapı kilitleniyormuş. Bir defasında her nasılsa kapı açık kalınca olan olmuş. Sıddık Efendi’nin üzerindeki hariç bütün pantolonları makasla kesilmiş, giyilemeyecek hale getirilmiş… Faili meçhul…

Hep seni mi bulur güzel kardeşim bu Selefi bozuntusu tipler. Kimisi başına bir avuç kum saçmaya çalışır, kimisi pantolonunu keser. Bu arada İstanbul’da İlahiyat, Kahire’de Ezher okuduk… “yüzüne veya başına toprak saçmak” Arapçada bir deyim imiş, öğrendik. Hadis-i şerif bir yöneticinin, yüzüne karşı yapılan övgüleri dikkate almamasını, dalkavukları devlet işlerinden uzak tutmasını öğütlüyormuş.

Sıddık Hocam’ın akademik kariyeri ve bilime katkıları bu yazının mevzu ve maksadının dışında. Hem bir iki sayfaya sığmaz, hem Prof. Dr. Sıddık Korkmaz Hoca’nın ilmi şahsiyetini yazmaya bizden çok daha ehil dostlarımız var.

Eminim o konuda Sıddık kardeşimizi Konya’dan beraberinde İzmir’e getiren, kadrini kıymetini en iyi bilen Saffet Köse Hocamız yazacak, yazdıracak, toplantı tertip ettirecek, anma kitabı yayınlatacaktır.

Sıddık Hoca Aksaray’a ve Konya’ya pek bağlıydı. Saffet Hoca İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi’ne davet ettiğinde tereddütlüydü. Aradan bir sene geçti, bu kez kadrosunu götürme ve evi taşıma konusunda daha çok tereddüt ediyordu. İstişare sadedinde fakire de sordu. “Hocam, sizin hizmetiniz İzmir’de, evi de getirirseniz rahat edersiniz. Kadroyu da getirsinler ne ziyanı var” diye cevap vermiştim.

En son birkaç hafta önce sevgili Ekrem dostumuz bizi Kayseri’deki evinde bir araya getirdiğinde Sıddık katılamadı. Ben de önceden yapılmış planları iptal ederek katılabildim, biraz aceleye gelmişti. Develi Ahmed İslamoğlu Anadolu İmam-Hatip Lisesi, mezunları şimdiki öğrencilerle tanıştırmak üzere program tertip etmiş. Bu sene de Mahmut Çınar ağabeyi konuk olarak davet etmişler. Ekrem, bu vesile ile birincisini geçen yıl Kahramanmaraş’ta bizim dağda yaptığımız muhabbetin ikincisine davet etti.

Sıddık kardeşim de üçüncüye ev sahipliği yapacak oldu. Sıddık Hoca mazeret beyan edince Mahmut Ağabey “bir sonrakine sen bizi davet etmen şartıyla mazur görürüz” demişti. Sıddık kardeşim zaten mütemadiyen davet ediyordu.

Image

Sıddık kardeşimiz son yolculuğuna çıkarken bindiği minibüste Mahmut Çımar hocayla yanyana oturmuş. Mahmut Ağabey şöyle diyor:

“Her şey bu fotoğraf çekildikten yaklaşık bir saat sonra oldu. 1982'de Develi İmam-Hatip Lisesi'nde yollarımız kesişmişti. Bugün de dönüş yolunda yan yana oturmuştuk. Önceki akşam Ordu sahilinde gece saat: 00:00-01:00 arası yürüyerek İslam ümmetinin ve insanlığın sorunlarını tartışarak çözümler aramaya çalışmıştık. Bugün avuçlarımın arasından uçup gitti. Mekânın cennet olsun sevgili kardeşim. Rabbim sevdiklerinle cennette buluştursun.”

 

Nasip.. Şimdi Somuncu Baba’yı her ziyarete gidişimizde Ervah kabristanında Sıddık Korkmaz’ımızı da ziyaret edeceğiz. Bir kapımız daha oldu. Yerin altı üstünden daha çok oldu. Biz susalım, Yunus Baba söylesin yine:

“Şu dünyada bir nesneye

Yanar içim göynür özüm

Yiğit iken ölenlere

Gök ekini biçmiş gibi..”

Mekânın cennet, yoldaşın Resulullah olsun aziz Sıddık kardeşim…

Elveda,

El-vefa,

El-Fâtihâ!..

 

 

Bayram KIRICI

Rabbim hocamıza rahmet eylesin makamı âli olsun.Mahmut hocamada diğer hocalarımızada geçmiş olsun.
Fatih hocam göz yaşlarıyla okudum yazınızı yüreğinize sağlık.Rabbime hamd ediyorum böyle bir güzellikte,okulumuzda buluşturdu bizleri.Allahım ebeden razı olsun sizlerden....

Pa, 06/26/2022 - 14:06 Kalıcı bağlantı

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
Bot Kontrolü
Bu soru bir bot (yazılımsal robot) değil de gerçek bir insan olup olmadığınızı anlamak ve otomatik gönderimleri engellemek için sorulmaktadır.
7 + 8 =
Bu basit matematik problemini çözün ve sonucu girin. Örn. 1+3 için cevabı 4 olarak girin.

İstatistikler

Bugün Toplam Toplam
0 kez görüntülendi. 1,669 kez görüntülendi. 7 yorum yapıldı.