SURİYE NOTLARI https://www.fikircografyasi.com/ tr Yeni Suriye: "İkinci Emevi Hanedanlığı" https://www.fikircografyasi.com/makale/yeni-suriye-ikinci-emevi-hanedanligi <span class="field field--name-title field--type-string field--label-hidden">Yeni Suriye: &quot;İkinci Emevi Hanedanlığı&quot;</span> <div class="clearfix text-formatted field field--name-body field--type-text-with-summary field--label-hidden field__item"><p class="MsoNormal text-align-justify">&nbsp;</p> <p class="MsoNormal text-align-justify"><strong>Esed /Baas Rejimi: Batının Müslüman Dünyadaki Pazusu</strong></p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Emeviler döneminde Şam/ Dımaşk’ın merkezi bir konum kazanmasının ve yüz yıla yakın bir süre başkentlik yapmasının üzerinden yaklaşık 1300 yıl geçti. Şam, ikinci merkezi konumunu Birinci Dünya Savaşının arkasından, Batılıların bölgeyi işgal etmesi sonrasında gördü ve 20.yy’ın ilk çeyreğinde Batılı sömürgecilerin çabalarıyla oluşturulan Suriye Devletinin başkenti oldu.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Tarih boyunca bu bölgede şu anki Suriye devleti sınırlarını da içine alan irili ufaklı pek çok devlet kuruldu. Bu topraklar, Moğollar, Haçlılar, Timur ve 20.yy’ın başlarında modern haçlılar (başını İngiltere ve Fransa’nın çektiği Batılı emperyalist ülkeler) olmak üzere pek çok işgali gördü. Birinci Haçlı seferi ve Birinci dünya savaşı sonrası gerçekleşen işgaller, Müslüman toplulukların en güçsüz dönemlerine denk geldiği için yıkımı ve etkisi de çok fazla oldu. En uzun süreli işgaller de bu süreçlerde yaşandı.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Özellikle Birinci Dünya Savaşından sonra Müslüman coğrafyadan “bağımsızlaştırılarak” oluşturulan Şam merkezli yeni devlet, kurulduğundan bu yana hem kendi halkı hem de bölge halkları için bir sıkıntı kaynağı ve sorun olmaya devam edegeldi. Her ne kadar devlet yöneticileri ve Sünni elitleri, yeni Suriye Devletini olumlasalar ve “görkemli” Emevi tarihi ile ilişkilendirmek için “<strong>İkinci Emevi Devleti</strong>” olarak isimlendirseler de yeni devletin misyonu birlik beraberliği sağlamaktan çok toplumları ayrıştırmak ve İslami kökenlerine yabancılaştırıp düşmanlaştırma şeklinde tezahür etti.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Emevi hanedanlığı, bütün Müslüman coğrafyaya hükmederken, egemenliğini Suriyeliler eliyle sağlıyor, diğer bölgeleri bastırmak için Suriyelileri demir bir sopa olarak kullanıyordu. Suriyeliler de hanedanlık süresince demir sopa olmanın nimetlerinden yararlandılar. Ancak şimdi Suriye’nin içindeki küçük bir Nusayri azınlık, genel Suriye halkı için demir bir sopa olarak kullanılıyor ve elbette nimetlerinden de yararlandırılıyorlar. Nusayriler kadar olmasa da başta Dürziler ve gayri Müslim azınlıklar ve sistemle işbirliği içine giren bazı Sünni gruplar da işbirliklerinin etkisi oranında sistemden nemalandılar. Ancak Nüfusun büyük ekseriyeti, en az yüzde altmışı, devletin lütfu ile değil daha çok gazabı ile karşı karşıya kaldılar.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Nasıl ki çeşitli siyasi ayak oyunlarıyla bir karşı darbe ile iktidarı ele geçiren ilk Emevi sultanı Muaviye, -uygulamalarında çok açık bir şekilde görüldüğü gibi- muhaliflerini, ikramlarda bulunarak “ikna etmeye” çalışırdı, ikna olmayanları da kılıç zoru ile “ikna ederdi”(!) ise, Batı destekli Hafız Esed’in Suriye’si de “ikinci Emevi devleti” unvanını hak edecek şekilde aynı “ikna” yöntemlerini uyguluyordu. O da daima aynı elinde, aynı anda, havuç ve sopayı birlikte tutarak “tebaasını” ikna ediyordu. Muaviye’den farklı olarak öteki eliyle de Batılı egemenlere yaslanıyordu. Esed’in uygulamaları bunun örnekleri ile doludur. 1970’te Hava Kuvvetleri Komutanlığı ve Savunma Bakanlığı şapkasını taşırken Fransa, İngiltere, Suud, Libya ve İsrail’in (tabi, İsrail’in, ABD demek olduğunu da atlamadan) desteği ile Baas Partisini ve İktidarı ele geçirmesi bu özelliğine güzel bir örnektir.<a href="#_ftn1"><sup><!--[if !supportFootnotes]--><sup>[1]</sup><!--[endif]--></sup></a> Lazkiye doğumlu ve inancının merkezinde Hz Ali’nin ilahlığı olan Nusayri kökenli Hafız Esed, özellikle ülke içi muhalefeti sindirmede Muaviye’nin taktiklerinden oldukça yararlandı.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Esed, kendisini göreve getirenler dışında iktidarını kimse ile paylaşmadı, ancak iktidarının sarsılmaması için bazı dini ve etnik gruplara bazı “küçük ikramlar”da bulundu. Gerçekten Muaviye gibi ikramları boldu, ancak ikramda bulunduklarının kendisine itaatte kusur etmemeleri gerekiyordu. Bu kusurlar sadece ikramların sonunu getirmiyor, varlıklarının da son bulmasına neden oluyordu. Yani Muaviye gibi sadece ikramı değil, gazabı da şiddetli idi; 1982’deki Hama katliamı hala insanların hafızalarında ve rüyalarında bir karabasan gibi korku salmaya devam etmektedir. Öyle ki, kırk bin ölü, bir o kadar kayıp ve mahpus, iki milyona yakın sürgün ve tarihten silinmiş bir şehir… 15 milyon nüfuslu bir ülke için ne büyük bir kıyımdı bu. Yaklaşık kırk yıldır gurbette yaşayan ve bugün nüfusları 3 milyonu bulan Hama muhacirler için hayat dram üstüne dramdı. Kimse Esed’ten bu katliamın hesabını sormadı. Bu muhacirlerin kaçtıkları yerlerde de Esed korkusu yakalarını bırakmadı.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Esed’in yeni Suriye Devleti’nin iç örgütlenmesi de yine Muaviye’deki gibi iç içe giren halkalardan oluşuyordu ve en merkezi yerde kendi aşireti yer alıyordu. İstihbarat yapılanmaları, özel askeri birlikler ve ekonomik tekeller bu çekirdek kadronun elindeydi. O da Muaviye gibi oğlunu yerine veliaht tayin etmişti. İtina ile yerine hazırladığı oğlu bir trafik kazasına kurban gittiyse de, Batı üniversitelerinde eğitim gören diğer oğlu Beşşar da “yanlış bir tercih sayılmazdı (!)”.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Şimdi Beşşar iktidarda. Gülen batılı yüzü “Arap Baharı” ile epey soldu. Derin Emevi/Nusayri çekirdek kadrosu, kendisine dışarıdan/Türkiye’den yapılan nasihatleri kulak arkası etmesi gerektiğine onu ikna etmişti. Çünkü uzlaşmayı ve iktidarını kendi halkıyla paylaşmayı reddederek halkına karşı savaş ilan etti. O, şu an, başındaki Nusayri şapkası ile tıpkı Muaviye’nin oğlu Yezid gibi babasını aratmayacak, hatta onu gölgede bırakacak şekilde katliamlar yapmakta, her gün onlarca Hüseyin’i katletmeye devam etmektedir. Protestoların başladığı ilk aylarda halkına attığı her bomba, katlettiği her çocuk iktidarını zehirliyor ve muhalif olanların sayısına bir yenisini ekliyordu. Esed/Baas rejimi düştü düşecekti. Rejim, “özgür dünyada” da itibarını kaybetmek üzereydi. Müslim, gayri Müslim pek çok kişi ve grup/toplum onların kazanması için dua ediyor, maddi manevi destekte bulunmaya çalışıyordu. Ancak bölgede ortaya çıkan ve hala gizemini koruyan iki gelişme bunu engelledi.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Bu iki önemli gelişmenin birincisi “Suriye muhalefeti”nin silahlanması, ikincisi ise IŞID/DEAŞ’ın ortaya çıkmasıydı. Protestoların ilk dokuz ayında (ayaklanma kelimesini bilinçli olarak kullanmıyorum, çünkü olan bir ayaklanma değildi.) muhalifler özenle silah kullanmaktan kaçınıyorlardı. Bölgedeki kendi şahitliğimden de biliyorum ki, Türkiye’de muhalefeti silaha başvurmamaları konusunda sürekli uyarıyordu. Ancak nasıl olduysa oldu, eylemlerin birinci yılıyla birlikte muhalifler de rejim güçlerine karşı silah kullanmaya başlamış ve Suriye’deki olaylar yeni ve çok tehlikeli bir evreye girmişti.&nbsp;</p> <p class="MsoNormal text-align-justify"><strong>Arap Kızılelması: Dinden Soyutlanmış Milliyetçilik</strong></p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Bugün Suriye’de “ne oluyor?” sorusunun cevabını verebilmek için, bugünkü Suriye’nin sosyolojisine, ideolojik ve kültürel kodları ile demografik ve siyasi yapısına kısaca bir göz atmamız gerekiyor. Çünkü Türkiye’de pek çok kişi yaklaşık bir yıl öncesine kadar “her şeyin güllük gülistanlık olduğu” Suriye’de ne oluyor, hatta haklı olarak “Türkiye ile ortak Bakanlar Kurulu toplayacak, “ortak bir devlet kuracak” kadar sıcak ve yakın ilişkiler içinde olan Suriye’de bu katliamlar birden bire nerden çıktı, nasıl başladı?” diye soruyor. Bildik pek çok senaryo da tam bu noktada devreye sokuluyor ve insanlar bu senaryolara göre konuşmaya ve tarafını seçmeye başlıyorlar. Bu nedenle çatışmalar öncesi Suriye’si hakkında bilgi sahibi olmak, hem olanları anlamamıza hem de bu senaryoları doğru okumamıza yardımcı olacaktır. Ama önce Esed rejimini gereği gibi anlayabilmek için Baas Partisini ve ideolojisini, Baas Partisini anlamak için de bölgedeki Arap milliyetçiliği ve bu milliyetçiliğin temel özelliklerine vakıf olmamız gerekir.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Çünkü son yüzyılda, Arap Coğrafyasında, özellikle Suriye ve Lübnan’da yaşayan Müslüman halkların ya İslam’la bağları koparılarak seküler bir dünya görüşüne sahip olmaları sağlanmış ya da İslam, Arap kültürünün bir alt öğesine indirgenmişti. En dikkate şayan olan şey ise Arap milliyetçiliğinin bu bölgede, Kuzey Afrika’dan farklı olarak Osmanlı/ Türk düşmanlığı şeklinde tezahür etmesiydi. İşte Esed rejiminin dokusunu oluşturan Baas Partisinin ideolojisi İslam’ı dışlayan laik, sosyalist (zaman zaman Marksist) temelde bir Arap Milliyetçiliği üzerine kurulmuştu. Şimdi kısaca bölgenin milliyetçilik hikâyesine bir göz atalım.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Her şey Mehmet Ali Paşa’nın Mısır’a vali olarak atanması ile başladı. İmparatorluğun içinde bulunduğu kriz ortamını fırsat olarak gören Kavalalı, Padişaha isyan ederek Mısır’da kendi hanedanlığını tesis etmişti. Arkasından oğlu İbrahim Paşa komutasında bir orduyu bu bölgeye göndererek 1832’de bu toprakları da hâkimiyeti altına almıştı. Böylece Suriye dediğimiz coğrafya, Mehmet Ali Paşa’nın Batı ile olan yakın işbirliği nedeniyle hızlı bir şekilde Avrupa’nın kültürel ve fikri etki alanına girmişti. Batı, bu bölgede misyoner okulları ve bir takım siyasi ve fikri örgütler kanalıyla beşinci kol faaliyetlerine hız vermiş, Osmanlı karşıtlığında epey yol alınmıştı. Ortaya çıkan fikri ve siyasi ayrılıklar dini bir mozaiki andıran bölgeyi din ve mezhep çatışmalarının merkezi haline getirmişti. Kavalalı’nın işgal ettiği yerleri geri almak isteyen Osmanlı kuvvetlerinin 1839’da Nizip Savaşı’nda Kavalalı kuvvetleri karşısında yenilgiye uğramasından sonra, gelinen durumu, zamanlama açısından sorunlu gören ve kendi çıkarlarına uygun bulmayan Avrupa devletleri, tabi özellikle İngilizler, Mehmet Ali Paşa’yı Mısır ile yetinmesi konusunda ikna ederek bölgenin yeniden Osmanlının hâkimiyetine girmesini sağlamışlardı.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Batılı devletlerin yardımıyla bölgede kontrolü yeniden sağlayan Osmanlının, Tanzimat (1839) ve Islahat (1856) Fermanları ile Hıristiyanlara ve diğer dini azınlıklara eşit vatandaşlık hakkı vermek durumunda kalması, hem bölgenin yeniden şekillenmesine hem de Arap milliyetçiliğinin yaygınlaşmasına neden olmuştu. Bu durum bölgedeki din merkezli çatışmaların fitilini de ateşlemişti. Her çatışma ayrışmayı daha da belirgin hale getirmişti.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Bu çatışmaların önüne geçmek veya Müslüman tebaayı Batı etkisinden uzak tutmak için II. Abdülhamit’in uygulamaya koyduğu “İslamcılık” politikası da ayrışmayı daha da derinleştirmekten başka bir işe yaramamıştı. İslami bağları ve değerleri öne çıkararak Arapları İmparatorluğa bağlamayı hedefleyen bu projenin yeni bir stratejik kimlik ve zihniyet oluşturma gayreti Arap milliyetçiliğinin bölgeye yayılmış olması nedeniyle başarısı sınırlı kalmıştı. Liderliğini Hıristiyan Arap entelektüellerin yaptığı Arap milliyetçiliği hareketi, bu dönemde Müslüman Araplardan beklediği desteği göremese de milliyetçiliğin tartışılır olması sağlanmıştı. Özellikle II. Meşrutiyet’in oluşturduğu özgür ortamdan yararlanan Arap milliyetçileri, ayrılıkçı fikirlerini toplumda daha kolayca yayabilme imkânına kavuşmuşlardı. Çünkü bölge oldukça kalabalık bir gayri Müslim nüfus vardı.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Ayrıca II. Abdülhamit’in İslamcılık fikrinin tasfiye edilip Türkçü ideolojinin ön plana çıkarılması çatışmaları daha da alevlendirmiş ve Arap milliyetçiliğini daha ileri bir evreye taşımıştır. Ülkede gelişme gösteren milliyetçi fikirler, Arap aydınlarını etkileyerek Arap milliyetçiliğine dayalı bir muhalefetin gelişmesine zemin hazırlamıştır. Bu durum aynı zamanda Osmanlının son yılları ve sonrasındaki Türk milliyetçiliğini de tetiklemiştir. Batı’nın bölge üzerindeki ağırlığı özellikle eğitim ve kültürel alanda da etkilerini göstermişti. Örneğin Arap milliyetçiliğinin mimarı olan Lübnanlı Hıristiyan entelektüel sınıfın ortak noktası gayrimüslim tüccarların finanse ettiği yabancı misyoner okullarında ve sonrasında da Fransa’da eğitim görmüş olmalarıdır. Bunlar arasında 1847’de ABD’nin kontrolünde kurulmuş olan Arap Edebiyatçılar Derneği ulusal bilinçlenmede kıvılcım etkisi yaratmıştır. Şam, bu dönemde milliyetçi örgütlenmelerin merkezi konumundaydı ve edebiyat ve siyasette aktif onlarca dernek Arap milliyetçiliği temasını topluma ulaştırmak için bu şehri bir üs olarak kullanıyorlardı. 1866’da kurulmuş olan Suriye Protestan Koleji, Nazif Yazıcı, Butros Bustani ve Abdurrahman el-Kevakibi gibi Arap milliyetçiliğinin öncülerini çıkarmıştı. Bu dönemde dikkat çeken önemli bir nokta ise, Arap milli hareketinin ekseriyetle Hıristiyan Araplar tarafından benimsenmiş olduğudur. Bustani'nin kurduğu cemiyetin, 1880'de “Arap Milletinin Beyannamesi” adı altında yayınladığı bildiride, Müslüman olan ve olmayan tüm Araplar, Türklere karşı, ayaklanmaya çağırılmıştı.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Birinci Dünya Savaşı esnasında Osmanlı’yı yöneten İttihat ve Terakki Partisi, Suriye Arap toplumunun sadakatinden şüphe duydu ve Cemal Paşa’yı olağanüstü yetkilerle donatarak bölgeye gönderdi. Cemal Paşa bölge valisi olmanın yanında Şam’da konuşlandırılan IV. Ordu’nun da Komutanıydı ve Paşa, bazı Arap liderlerinin, İngiliz ve Fransızlarla işbirliği yaptıklarından şüphe ediyordu. Bu şüphesi onu, bölgede oldukça sert bir yönetim uygulamasına neden oldu. Bu kişilere karşı da çok sert davrandı. Suriye’nin ve Lübnan’ın en büyük ailelerine mensup 32 kişiyi vatana ihanet suçuyla yargılatarak idam ettirdi. İdamlar, Osmanlı yasaları gereği Padişah’ın onayından sonra infaz edilmesi gerekirken, Paşa buna gerek duymadı. Padişahın, hatta İstanbul yönetiminin bile bu idamlardan haberi yoktu. İdamlar, Arap toplumunda infiale neden oldu ve toplum idam edilenlere şehit muamelesi yaptı. Bazı kesimler idamlar nedeniyle halkı isyana çağırdı. Lawrence, birkaç yıl sonra yazdığı anılarında Cemal Paşa’nın politikaları için; “<em>Suriye’deki tüm sınıfları, koşulları ve inançları birleştirerek ortak bir sefaletin ve korkunun baskısı altına almıştı. Böylelikle de planlı bir isyanı mümkün hale getirmişti.” </em>şeklinde yorumda bulunmuştur. 27 Haziran 1916’da Mekke emiri Şerif Hüseyin, İngiltere ile yaptığı gizli anlaşma gereğince Osmanlıya karşı ayaklanma başlatınca, bölge yeni bir döneme girmiş oldu. 1918’de Hicaz’da konuşlandırılan Arap ordusunun desteğiyle taarruza geçen İngiliz birlikleri, Suriye’de 400 yıldır var olan Osmanlı egemenliğine son vererek bölgeyi işgal etti. 30 Ekim’de Osmanlı Devleti, Mondros Mütarekesi’ni imzalayarak harpten çekildiğini açıkladı.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Bölgenin işgalinin ardından İtilaf Devletleri’nin bağımsız devlet vaadiyle Şerif Hüseyin, oğlu Faysal’ı, Şam’a gönderdi. Faysal, İngiltere’nin desteğiyle bölgedeki ilk Arap hükümetini kurdu. Bu hükümet, Arap milliyetçileri tarafından bağımsızlık yolunda atılmış ilk adım olarak değerlendirilerek desteklendi. Aslında desteklenen İngilizlerdi. Bu destekler Batılıların bölgede yerleşmelerine neden oldu. İngiltere bir yandan Araplara bağımsızlık vaatlerinde bulunurken bir yandan da diğer güçlü ülkelerle birlikte Osmanlının nihai paylaşım hesaplarını yapıyordu. (1916’da yapılan gizli Sykes-Picot Anlaşması). Gelinen durum, onlar açısından Arap milliyetçilerinin açık bir başarısıydı.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Birinci Dünya Savaşı yeni bir dünya ortaya çıkarmış, bu dünya, İkinci Dünya Savaşı ile daha da belirginleşmişti. Artık Osmanlı da yoktu. Türkler ise yeni devletleri ile düşman olmayı gerektirecek potansiyele sahip değillerdi. Türkler, artık Arapların ne dostu ne de düşmanıydı; o, onlar için çok uzaktaki bir yabancıya dönüşmüştü. Ancak süreç henüz sona ermemişti.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify"><strong>“Muteber” ve “Muteber Olmayan” Arap Milliyetçiliği </strong></p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Pek çok gözlemci, Batı’nın/ Fransa’nın, İtalya’nın Kuzey Afrika’daki milliyetçiliğe engel olmaya, onu ortadan kaldırmaya çalışırken, Orta Doğu’daki özellikle de Suriye’deki Arap milliyetçiliğini teşvik ettiği konusunda hemfikirdir. Çünkü Bilad-ı&nbsp;Şam’daki &nbsp;milliyetçilik, bölge insanın hem bilincini hem de sosyal dokusunu parçalarken, Fransızlar/ Batılılar için de yeni alanlar açıyordu ve bölgeyi yönetmelerini kolaylaştırıyordu. Kuzey Afrika’da ise tersi bir durum söz konusuydu. Çünkü bu bölgede etnik, dini ve kültürel yapı çok sadeydi, Suriye örneğinde görüldüğü gibi çok dinli, çok kültürlü, çok toplumlu bir yapı söz konusu değildi. Bunun için bu bölgelerde milliyetçilik birleştirici bir unsur olarak doğrudan Batı karşıtlığı anlamına geliyordu ve Batı’nın çıkarları için bir tehdide dönüşüyordu. Oysa Batı’nın çıkarları toplumun atomik yapılara ayrılmasını gerektiriyordu. Milliyetçilik böyle bir işlev gördüğünde ancak onlar için olumlu bir araç olarak ele alınabilirdi.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Üstelik Kuzey Afrika’daki yapılardan seküler, Osmanlı karşıtı yeni bir İslami okuma çıkarmak da mümkün olmuyordu. Tarihi tecrübe ve toplumsal zemin buna uygun değildi. Bu gerçeklik işgalcileri zora sokuyordu. Batı buralarda zaten var olan geleneksel muhalefet ile baş etmekte zorlanırken, bölge halkının İslami kimliklerinin, yani Hıristiyan olmadıklarının farkına varmaları düşmanı ikiye katlamaları anlamına geliyordu. Bu coğrafyada bunu göze alamazlardı. Oysa Orta Doğuda özellikle de kadim Bilad-ı Şam coğrafyasında tamamen tersi bir yapı söz konusuydu. Bu tersi yapı bu milliyetçilik için en ideal ortamdı. Milliyetçilik burada azınlıkların ayrışmasına neden olduğu gibi Batı karşıtlığından çok bir Osmanlı karşıtlığı olarak algılanıyordu. En azından böyle bir işlev görüyordu. Çünkü milliyetçilik egemen olan otorite üzerinden yapılıyordu. Zaten 1900 sonrası yıllardaki Osmanlı adına yapılan hatalar etnik ve dini ayrımcılığa bahaneler sunmanın yanında ortamı da hazır hale getirmişti.<a href="#_ftn2"><sup><!--[if !supportFootnotes]--><sup>[2]</sup><!--[endif]--></sup></a></p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Osmanlı İmparatorluğu içinde hep bir arada olan bölgedeki Arap toplumlarını bir araya getirmek Arap milliyetçiliğinin “kızıl elması” haline gelmişti. İngilizler, “bir ve bütün olan” bu yapıyı önce 20 civarında parçaya/ devlete ayırmış, arkasından onlara göstermelik özgürlükler bahşederek bunların tekrar bir araya gelmeleri için böyle bir “kızıl elma”ya sahip olmalarında bir sakınca görmemişti. Çünkü yönetme hırsına yakalanmış ve iktidarda olmanın ayrıcalıklarını fark etmiş, nimetlerini tatmış bu yarı kabile devletlerinin bu “kazanımlarından” vazgeçerek kendiliklerinden bir araya gelmelerinin imkânsızlığının farkındaydılar. Milliyetçiliğin onlar için bu anlamda en azından bir ümit olması ve entelektüellerinin tüm enerjilerini bu alana hasretmeleri “Ümmetçilik tehlikesi” karşısında elbette Batılıların tercih edeceği en risksiz bir seçenekti. Bölge insanın enerjisinin bu yolda harcanmasında onlar için bir sakınca yoktu.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Lavrens’in Birinci Dünya Savaşı yıllarında <em>“benim Arap coğrafyasına bıraktığım en önemli miras Arap milliyetçiliğidir.”</em> sözünden çok önce halk tabanında görülmese de bölge aydınları ve bir şekilde batı ile ilişki içerisine girmiş okumuş kesimi ve azınlık kökenli tüccarlar, 1880’lerin başından itibaren Araplıklarını keşfetmeye/ keşfettirilmeye başlamışlardı. 1839’dan itibaren bölgede kurulan yabancı okullar yeni bir batılı sınıfının doğuşunu beraberinde getirdi. Yerel gayrimüslim tüccarların ve misyonerlerin finanse ettiği bu kolejlerde Arap kültüründen çok, Suriye, Lübnan gibi ülkelerin İslam öncesi tarihlerine önem verilmesi ve ayırt edici bir özellik olarak sürekli dil ve kültürün üzerinde durulması da bunda etkili oldu. Amerikan himayesinde, 1847 yılında Suriye ve Beyrut’ta Arap Edebiyatçılar Derneği’nin (Cem’iyet El-Fünun ve’l-Ulum) kurulması ile başlayan Arap milliyetçilik hareketine, dini azınlıklardan özellikle Hıristiyan Araplar rağbet ediyordu.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">İngilizlerin, Almanlarla yaşadıkları rekabet nedeniyle Osmanlı Devleti’ni ortadan kaldıracak veya Müslümanlar üzerindeki etkinliğini yok edecek, merkezi Hicaz olan, Arap imparatorluğu kurma teşebbüsleri eklenince Osmanlı merkezi otoritesinin tüm çabalarına rağmen bölge, tam bir kargaşa içine düştü. Bu kargaşanın bir benzerinin Balkanlarda ve başka bölgelerde de yaşanıyor olması Osmanlıyı geldiği noktaya, Anadolu’ya geri döndürmüştü.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Bölge aydınlarının Araplık üzerinden bir “farkındalık” oluşturması ve siyasi taleplerde bu Arap bilincin temel bir role sahip olması, bölge halkının giderek kendi içinde daha da ayrışmasına/ ayrıştırılmasına ve bugünkü parçalanmışlığa neden oldu. Bugünkü kaosun kaynağını da öncelikle burada aramak gerekir. Aynı zamanda din algısının değişmesi, etkisinin ve birleştiriciliğinin zayıflaması bölge halkları arasında husumet duygularının artmasını sağladı. Ancak buna rağmen tüm Arap coğrafyasını içine alan ve herkes tarafından kabul gören bir Arap Milliyetçiliğinden söz etmek de mümkün olmadı.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify"><strong>Arap Milliyetçiliğinin Kızıl Elması: Baas Partisi</strong></p> <p class="MsoNormal text-align-justify">1789 Fransız devriminden sonra başlayan ulusçuluk/ milliyetçilik hareketleri İkinci Dünya Savaşı sonrasında sosyalizmle birleşerek İslam coğrafyasında yeni bir şekil aldı ve “kurtuluş hareketleri”ne dönüştü. Bu akım etkisini Arap coğrafyasında da göstermeye başladı. Özellikle de Mısır, Suriye ve Irak’ta ete kemiğe büründü. Bir taraftan “Nasırcılık”, bir taraftan “Baasçılık” olarak tezahür eden bu “sosyalist tabanlı Arap milliyetçiliği” veya “Arap milliyetçiliği tabanlı Sosyalizm”, topluma emperyalistler karşısında geçici ve ödünç bir kimlik verse ve direnme kültürü aşılasa da bu milliyetçiler büyük oranda yaşadıkları coğrafyanın tarih ve inancına yabancılaşmışlardı. Zaten bir devlet gelenekleri ve coğrafya aidiyetleri de yoktu, oluşmamıştı. Bu fotoğraf, Batılı egemenler için bir devlet ve yönetme geleneği olan, tarihi ve inancıyla barışık bir topluma göre daha tercihe şayandı. Çünkü ne de olsa bu milliyetçilikte sloganik bir Batı karşıtlığından söz edilebilse de sonuçta bu milliyetçiler kelimenin tam anlamıyla Batı aydınlanmasının izinde gidiyor, onların hayal ettiğini hayal ediyor ve Batılı kavramlarla düşünüp konuşuyorlardı. Yani Batıyı endişelendirecek bir durum yoktu. Olanlar konjonktüreldi.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Arapçılığı, dini tasavvuru dışarıda bırakarak veya onu bölgesel bir kültüre indirgeyerek yeniden tanımlama girişimleri yeni olmasa da bu düşünceyi gerçek anlamda ete kemiğe büründüren Baas Partisi’dir. 1953’ten sonra Suriye’nin siyasi ve fikri yapısında en etkili ve belirleyici konumda olan bu parti, Hafız Esed ile birlikte Suriye’yi tek adam diktatörlüğüne götürdü.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Örneğin, 1950’lerin sonu ve 1960’ların başında, Mısır, Suriye, Irak, Libya arasındaki bazen ikili, bazen üçlü birleşik bir devlet kurma denemeleri yaşandı. Mısır’da Nasırcılığın, Suriye’de Baasçılığın popüler hale gelmesi ve Irak’taki gelişmeler, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1958">1958</a> Şubat'ında, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/M%C4%B1s%C4%B1r">Mısır</a> ile Suriye’nin <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Birle%C5%9Fik_Arap_Cumhuriyeti"><em>Birleşik Arap Cumhuriyeti</em></a>'ni kurmaları ile sonuçlandı. Bu birliktelik, ancak 3 yıl devam edebildi. Nasır’ın Suriye’yi Mısır’ın bir vilayeti gibi yönetmeye başlaması, buna mukabil Suriyeli elitlerin yönetme arzusu ve yerel egemenlik talepleri, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1961">1961</a> yılında iki ülkenin yollarını ayırmalarına neden oldu. Bu süreçte Baas Partisi kendisini feshetmek durumunda kalmış, geleneksel yapılar ciddi hasar görmüştü. Nasır’ın sosyalizmi “Suriye’ye dar gelmişti”. Dediğimiz gibi asıl sorun yerel güçlerin siyaset yapma imkânlarını kaybediyor olmalarıydı. Nasır’ın karizması onlar için bir gelecek ümidini imkânsızlaştırıyordu. Çünkü Nasır Suriye’de de en popüler kişi haline gelmişti. O hayatta olduğu müddetçe iktidardan yeterince nemalanmaları söz konusu olmayacaktı. İktidar onlara şimdi lazımdı. Çünkü bu topraklarda iktidar gelecek nesiller/çocuklar için değil kendileri için talep edilirdi ve mücadele de bunun için yapılırdı. Bundan dolayı yerel güç odakları/yöneticiler, kendileri için tehlike çanlarının çalındığını anlayarak bir askeri darbeyle tekrar ipleri ellerine aldılar.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Ancak Mısır’dan ayrılmak, sorunları azaltmadığı gibi mevcutlarına yenilerinin eklenmesine neden oldu. Suriye’de ordu içi darbeler dönemi tekrar başladı. 1963 yılında Batı’nın/Fransa’nın açık desteğiyle <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Baas_Partisi">Baas Partisi</a> bir karşı darbe ile ortağı olduğu mevcut hükümeti devirerek iktidarı ele geçirdi. 1963'te ülke artık tümüyle Baas Partisi’nin kontrolündeydi.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Artık bölgede yeni bir dönem başlamıştı.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">&nbsp;</p> <p class="text-align-justify"><!--[if !supportFootnotes]--></p> <p class="text-align-justify"><em><a href="mailto:mysoyalan@gmail.com">mysoyalan@gmail.com</a></em></p> <hr /> <p class="text-align-justify"><!--[endif]--></p> <p class="MsoFootnoteText text-align-justify"><a href="#_ftnref1"><!--[if !supportFootnotes]-->[1]<!--[endif]--></a> Suriye’nin İsrail’e karşı oluşturulan “Red Cephesi”nin başını çektiği iddiası, bir şehir efsanesinden ve bir tiyatrodan ibarettir. Yani bir danışıklı dövüşten başka bir şey değildir. Bu konuyu “Emevi Hanedanlığından Esed Diktatörlüğüne Suriye” isimli kitabımızda farklı boyutlarıyla ortaya koyduğumuzu düşünüyorum. (Mehmet Yaşar Soyalan, Emevi Hanedanlığından Esed Diktatörlüğüne Suriye, Mana Yayınları, 2013, İstanbul.)</p> <p class="MsoNormal text-align-justify"><a href="#_ftnref2"><!--[if !supportFootnotes]-->[2]<!--[endif]--></a> Niyazi Berkes, Fransızların Necip Azuri’nin 1905’te Paris’te Fransızca olarak yayınlanan ve Suriye milliyetçiliğini ortaya koyan eserinden hareketle Cezayir ve Tunus’ta milliyetçi fikirlerin yayılmasına karşı, ancak Suriye ve Lübnan’da milliyetçi fikirleri yaymak amacında olduklarını dile getirir. Bkz: Niyazi Berkes, İslamlık, Ulusculuk, Sosyalizm, Ankara, Bilgi Yayınevi, 1975, s.35</p> </div> <span class="field field--name-uid field--type-entity-reference field--label-hidden"><a title="Kullanıcı profilini görüntüle." href="/yazarlar/mehmet-yasar-soyalan" lang="" about="/yazarlar/mehmet-yasar-soyalan" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="" class="username">Mehmet Yaşar Soyalan</a></span> <span class="field field--name-created field--type-created field--label-hidden">Pt, 06/22/2020 - 21:36</span> <div class="field field--name-field-tags field--type-entity-reference field--label-hidden clearfix"> <ul class='links field__items'> <li><a href="/kategori/suriye-notlari" hreflang="tr">SURİYE NOTLARI</a></li> </ul> </div> <section class="field field--name-comment-node-makale field--type-comment field--label-hidden comment-wrapper"> <article role="article" data-comment-user-id="0" id="comment-545" class="comment js-comment by-anonymous clearfix"> <div class="comment__meta col-sm-3"> <span class="hidden text-danger" data-comment-timestamp="1592936927"></span> <small class="comment__author"><span lang="" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="">Halit Ataoğlu</span></small> </div> <div class="comment__content col-sm-9 card"> <div class="card-body"> <h3 class="card-title"><a href="/comment/545#comment-545" class="permalink" rel="bookmark" hreflang="tr">Suriye meselesini bu kadar…</a></h3> <div class="clearfix text-formatted field field--name-comment-body field--type-text-long field--label-hidden field__item"><p>Suriye meselesini bu kadar iyi bilmiyordum. Allah razı olsun. Bu satılmışlar herhalde suriye de devletler kurduracaklar. Herkesin hesabı vardır. Ancak Allah ın da hesabı vardır. Emeğinize sağlık. Anlayana....</p> </div> <nav><drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderLinks" arguments="0=545&amp;1=default&amp;2=tr&amp;3=" token="I6GR9Z7B9-R8iz03FNCNtGjZKKw5JCFORZ_-RoJ9CdU"></drupal-render-placeholder></nav> </div> <div class="card-body"> <span class="comment__time">Pt, 06/22/2020 - 22:38</span> <span class="comment__permalink"><a href="/comment/545#comment-545" hreflang="tr">Kalıcı bağlantı</a></span> </div> </div> </article> <h2 class='title comment-form__title'>Yeni yorum ekle</h2> <drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderForm" arguments="0=node&amp;1=936&amp;2=comment_node_makale&amp;3=comment_node_makale" token="l5_OYTi6sGdS4nRqV9uL4hh-lkFylPWx2yv5GiqObno"></drupal-render-placeholder> </section> Mon, 22 Jun 2020 18:36:17 +0000 Mehmet Yaşar Soyalan 936 at https://www.fikircografyasi.com https://www.fikircografyasi.com/makale/yeni-suriye-ikinci-emevi-hanedanligi#comments Suriye: Emeviliğin Her Daim Kalesi https://www.fikircografyasi.com/makale/suriye-emeviligin-her-daim-kalesi <span class="field field--name-title field--type-string field--label-hidden">Suriye: Emeviliğin Her Daim Kalesi</span> <div class="clearfix text-formatted field field--name-body field--type-text-with-summary field--label-hidden field__item"><p class="MsoNormal text-align-justify">&nbsp;</p> <p class="MsoNormal text-align-justify"><strong>Yerleşik Olmanın Gücü: Uyum ve Uzlaşı </strong></p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Bir önceki makalemizde bugünkü Suriye Devletinin içinde bulunduğu bölgenin tarihi ve coğrafyası üzerinde durmuştuk ve yazımız, “<em>Suriye/Arz-ı Şam: Özgürlüğü Tatmayan Topraklar” </em>başlığını taşıyordu. Bu günkü yazımıza da kaldığımız yerden devam ediyoruz ve bölgenin Müslümanların egemenliğinde geçen yıllara yoğunlaşacağız. Yine bu dönemdeki Moğol İstilaları ve Haçlı Seferlerinin bölgedeki etkilerine kısa notlar düşeceğiz.<strong> </strong>Çünkü bugünkü durumun anlaşılabilmesi için tarihi arkaplana bir göz atmamız gerekir.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Tarih çok zaman “an”ın aynası oluyor ve insanlar günün hayhuyu içinde genellikle ne halde olduklarını göremiyorlar. Çünkü ormanın dışına çıkıp dışarıdan ormanda olup bitenler hakkında fikir sahibi olma geleneği pek yaygın değil. Bugünü tarihi verileri ışığında değerlendirmek daha sağlıklı sonuçlara ulaşılmasına imkân veriyor. Bu gerçeklik, Suriye konusunda da açık bir şekilde karşımıza çıkıyor. Özellikle Hz Ömer sonrası dönemde yaşananlar ile bu Suriye gerçekliği arasında ciddi benzerliklerin bulunduğunu görüyoruz. Öyle ki bu dönemde olup bitenler, özellikle de yönetici-teba ilişkileri, bugünkü Suriye’nin/ Suriyelinin neredeyse dogmalaşmış, sıradanlaşmış davranışları, tepkileri konusunda önemli bilgiler veriyor.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Bereketli Suriye topraklarının Müslümanların yönetimine geçmesi ile birlikte Müslümanlar dini, siyasi ve kültürel hayatlarında yeni bir döneme geçtiler. Çükü Suriye tecrübesi onların yeni bir gelenek ve tasavvurla yüzleşmelerine neden oldu; büyük oranda da ondan etkilendiler. Dolayısıyla bu tecrübe Müslümanların İslam algısını, devlet tasavvurlarını, yönetme biçimlerini, dünyaya bakışlarını ciddi şekilde sarstı ve Şam yönüne doğru evirilmesine neden oldu. Günlük hayatta ve Müslüman zihinde Kur’an’ın temel ilkeleri ve Resul’ün uygulamaları önemli değişimlere uğradı. Ancak bölge halkının binyıllardır uygulaya geldikleri adet, görenek, alışkanlık ve hayat algılarında İslam Müslümanlar önemli bir değişikliğe neden olamadı. Onlar hayatlarını alışa geldikleri biçimde yaşama inançlarını bildikleri gibi uygulamaya ve bildikleri işleri yapmaya devam ettiler.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Arap Yarımadasından bölgeye çok sayıda kabile (pek çoğu da çöl bölgesinden olmak üzere Müslümanlaşmış kabileler) göç etti. Farklı mahallelerde yaşamalarına rağmen yerel halkla günlük hayatta sıkı sık karşılaşıyorlardı; çünkü pazar ortaktı, daha doğrusu tek pazar vardı O da yerli halka ait olan pazardı. Ancak yerli halkla yeni gelen Müslümanlar arasında bir kaynaşma oluşmadı. Yerli halkın yaşam biçimi ve anlayışları Müslüman toplulukları ve bireyleri oldukça etkilediyse de aynı şeyi yerli halk için söylemiyoruz. Bu durumu, bölgedeki İslamlaşmanın çok yavaş seyretmesinin yanı sıra, önceki döneme ait dini ve sosyal kurumların Müslümanların egemen oldukları dönemde de aynen devem ediyor olmasından da anlıyoruz.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Müslümanlarla yerli halk arasında gerekli kaynaşmanın olmamasının en önemli nedeni Bölgeye yerleşen Müslümanların geldikleri bölgelerinde olduğu gibi burada da koloniler/kabileler halinde yaşıyor olmaları ve kendilerine savaş/cihad dışında bir meslek seçmemiş olmalarıdır. Bu açıdan bölge halkı ile fazla ilgilenmediler. Onlar için önemli olan aldıkları cizye/ zekât/ vergi ve göreceli hâkimiyetleriydi. Onlar kendilerine meşgul olacak farklı alanlar seçmişlerdi. Bölge halkının ne yaptığı neye inandığı veya ne ile uğraştıkları onları fazla ilgilendirmiyordu<a href="#_ftn1"><!--[if !supportFootnotes]-->[1]<!--[endif]--></a>. Dolayısıyla yerel halkla fazla kaynaşmadan onlar bölgenin efendileri olarak oluşturdukları yeni mahallelerinde bulundukları yerin nimetlerinden yararlanarak yaşamaya devam ettiler. <strong>Müslümanlar daha çok Roma/Bizans askerlerinin, yöneticilerinin, elitlerinin boşalttıkları alanları doldurdular.</strong> <em>Müslümanların işi askerlik ve yöneticilikti</em>. Çünkü kendilerine böyle bir misyon biçilmiş, kendileri de bunu özümsemişlerdi. Zaten bu uygulama o döneme kadarki tüm imparatorlukların uygulaya geldikleri bir yönetme biçimiydi. Müslümanlar da öncekilerin bu uygulamalarını sürdürdüler.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Bilindiği gibi Kureyş Kabilesi ticarette mahir olmasına rağmen, kabilenin göçmenleri bu alandaki tüm yeteneklerini Yarımada’da bırakmışlardı. Çünkü onlar daha önce tacir olarak pek çok kereler geldikleri bu topraklara bu kez bir tacir olarak değil bir <strong>fatih</strong> olarak gelmişlerdi. Bu nedenle bir tacir gibi değil bir fatih gibi davranmaları gerekirdi. Üstelik fatih/savaşçı olmak bir yaşam biçimine, bir mesleğe dönüşünce, tasavvur ve alışkanlıklar farklı şekillerde cerayan ediyor ve gözler ayakların basıldığı topraklara değil, ayakların basılacağı yeni topraklara dikilmişti. Zaten “<em>cihad ruhu zarar görür</em>” endişesiyle uzun bir müddet Arap Yarımadası kökenli Müslümanların tarım ve ticaretle uğraşmaları yasaklanmıştı.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Bu yasak elbette sadece Suriye için değil tüm İslam coğrafyası için söz konusuydu. Zaten kendilerine yeni yurtlar ve yeni uğraş alanı bulan Yarımada sakinleri zaman içinde de bu tacir olma yeteneklerini yitirdiler. Çünkü sadece bu bölgeye değil, tüm Müslüman coğrafyaya yayılan Arap Yarımadası kökenli Müslümanlar kendilerini “<strong>İslam’ın savaşçıları</strong>” ve “<strong>seçkin yöneticileri</strong>” olarak görüyorlardı. Onlar, sefer olduğunda at veya deve sırtında cepheden cepheye koşuyor, seferde olmadıkları zaman da garnizon şehirlerde veya kendilerine ayrılan mahallelerde bir kabile düzeni içinde yeni sefer emrini bekliyorlardı. Onların geçimi bu seferler üzerine kuruluydu. Müslümanlarda egemen düşünce ve fiili uygulama “<em>ganimet kültürü”</em>ydü Çünkü onlar hem genel bütçeden belirli bir maaş alıyorlardı hem de savaşta elde edilen ganimetlerden kendilerine bir pay ayrılıyordu.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Peygamberin doğduğu topraklardan gelenlerin yeni dünyalarındaki konumları buydu. Daha sonraki dönemlerde bunlara ek olarak, savaşa katılmayan, ancak ziraat ve ticaretle de uğraşmayan bir din adamı sınıfı da oluş(turul)muştu. Bu son tespitler elbette sadece bu bölge için değil tüm Müslüman coğrafya için söz konusuydu.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Diğer bölgelerden farklı olarak bu bölgeye atanan vali ve komutanlarla yerel halk arasındaki uyum ve itaat Müslim - gayrimüslim tüm tarihçilerin dikkatini çekecek boyuttadır. Bu uyum ve itaatin sebebi olarak çok zaman ilk bölge valisi Muaviye b. Ebu Süfyan’nın siyasi dehası ve yönetim becerisi gösterilse de bizce bu uyumun asıl nedeni bölge halkının yukarıda anlatmaya çalıştığımız genel yapısı/karakteri olsa gerektir. Daha önceki dönemlerde de pek çok kere yaşandığı gibi <strong>bölge halkı, bölgelerine geleni yine kendilerine benzetmiştir</strong>. Onlar bu konuda gerçekten çok mahirdir. Halkla, bu yeni yönetici sınıf arasındaki doku uyumu işlerini daha da kolaylaştırmış olabilir. Bilindiği gibi bölgenin ilk valisi kendisi de tacir olan Muaviye b. Ebu Süfyan’dır. Üstelik babası Ebu Süfyan da Yarımada’nın en büyük tüccarı ve kabile yöneticisidir. Bu nedenle Ebu Süfyan oğlu Muaviye’nin bölge halkıyla özellikle de o dönemde bölgenin ticari merkezi olan Şam halkı ile doku uyumunun şaşırtıcı olmaması gerekir.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Muaviye’nin, bölge halkının dilinden; bölge halkının da Muaviye’nin dilinden anlaması, uyumu kolaylaştırmışa benziyor. Aslında bölge halkı için, yöneticinin kimliği o kadar önemli değildir. Önemli olan, onların yöneticilerden neyi, ne kadar veya ne kadara alacaklarıdır. Kısacası onlar için önemli olan ticari ve zirai ayrıcalıklarının korunması ve bu işlerini rahatlıkla yerine getirebilmeleri için düzenin sağlanmasıdır. Bu ayrıcalıklar için vermeyecekleri ödün yoktur. Gerektiğinde din bile değiştirilebilir.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Bu bölgenin yerli halkları, hemen hemen her dönemde bu ayrıcalıklarını korudular. Emevi Hanedanlığı dönemi boyunca sürdürdükleri şaşaalı hayatı bir daha yaşayamadılarsa da ticari ayrıcalıklarını/ üstünlüklerini her devirde sürdüregeldiler. Bu açıdan özellikle bir Şamlı için Emevi aidiyeti ve sevgisi kalplerinin bir köşesinde her daim devam ede geldi ve bu dönem hep hasretle yâd edildi. Bu nedenle günümüz Nusayri merkezli despot Baas yönetimi bile bugünkü Suriye devletini “İkinci Emevi” devleti olarak adlandırmaktadır. İlkokuldan üniversiteye her kademedeki okullara ait ders kitaplarında bu dönem ile ilgili anlatımlar ve devletin güdümündeki medyanın kullandığı dil, bu algının en güzel örneğidir. Üstelik bu kanaat, Baas rejiminin ezdiği Sünni çoğunluk ve onların dini önderleri tarafından da paylaşılmaktadır. Devletin herhangi bir dayatması olmamasına rağmen, Muaviye isminin başına “Hz” ifadesini eklemek, diğer Müslüman coğrafyalardan farklı olarak bu bölgede bir gelenek haline gelmiştir.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Ayrıca bu bölgede, Irak, İran, Mısır ve diğer bölgelerdekine benzer ayaklanmaların olmamasını ve siyasi çekişmelerin yaşanmamasını da bölgenin ticari gerçekliğine ve yönetici-yönetilen uyumuna bağlamak gerekir. Yerli halk her dönemde, bir şekilde, siyasi otorite ile uyum ve uzlaşmayı/anlaşmayı başardı. Bundan dolayı olsa gerek, kurulu düzenle/ egemen yapı ile çatışan Şia ve Haricilik gibi siyasi grupların/ fraksiyonların bu bölgelerde başlattıkları ayaklanmalar başarısızlıkla sonuçlandı, Sistem ve ticari hayat üzerinde kalıcı bir hasar oluşturamadılar. Bu bölgenin kırsal kesimlerinde, bazı Yarımada kökenli muhalif kabileler yaşaya gelse de yerel halktan destek görmedikleri için bölgede kalıcı olmadılar veya etkin bir noktaya gelemediler. İç ayaklanmaların ve işgallerin yaşandığı dönemlerde bile bu topraklarda göreceli bir istikrar ve sükûnet hâkimdi. Çünkü bölge halkı, ticari hayatlarına ve geleneklerine tümden bir engel konulmadığı, çıkarlarının tümüyle devre dışı kalmadığı sürece merkezi otoriteye önemli bir sorun çıkarmadı.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify"><strong>Bölgenin Temel Anlayışlarının Genel Din Algısına Etkisi</strong></p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Müslümanların Peygamber sonrası hayatının ilk yüz yılında bu bölge temel bir role sahipti. Bu bölgenin siyasi, ekonomik ve kültürel aktörleri sadece siyasi ve ekonomik yapıyı belirlemediler; başta dil olmak üzere, kültürel, dini, edebi, felsefi alanlar dâhil hayatın her alanını yeniden inşa ettiler. Yarımada dışına çıkıp kadim bölgelere yerleşen daha çok çöl kökenli ilk Müslümanlar, bu bölgenin halklarıyla kaynaşarak hem kendilerini hem de dinlerini yeniden tanımlamak durumunda kaldılar. Kaderin cilvesine (!) bakın ki tüm bu değişim ve dönüşüm Suriye merkezli Emevi hanedanlığı döneminde başladı. Dolayısıyla bu değişim ve dönüşümün rengi ve çerçevesi de bu dönemde, bu bölge de ve bu dönemin aktörleri tarafından belirlendi.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Fikri ve dini tartışmaların o dönemde yoğunlaşması ve “İslam Düşüncesi”nin o yıllarda dal budak salarak zenginleşmesi nedeniyle, geleneksel İslam algısının temellerinin Emevi sonrası dönemde, özellikle de Abbasiler döneminde atıldığı kanaati çok yaygındır. Ancak bu kanaat/ iddia gerçeği tam olarak yansıtmamaktadır. En basitinden detaylı ve çapraz bir tarih okuması bunun böyle olmadığını söyler. Tartışmaların suhulete erip bir yola girmesi ve metinlerin/tedvinin tamamlanmasının bu döneme denk gelmesi sonraki yıllardaki yazar ve araştırmacıları böyle bir kanaate yöneltmiş olmalıdır. Esas olan işin planlanma aşaması ve başlama noktasıdır. Bu da Emevi hükümranlığı dönemidir. Eğer mevcut kültürü, gelenekleri, siyaset yapma biçimini, yazılı malzemeleri/külliyatı, yaşanılan hayatı ve bu hayatın ürettiği model insanı/Müslüman’ı, onun zihin dünyasını ve dünya algısını, ortak bir tasavvur ve bir medeniyet olarak kabul ediyorsak, bu medeniyetin temelleri daha önce veya sonra değil, tam da bu dönemde, bu bölgede ve bu bölgenin (yönlendirdiği) aktörleri tarafından belirlenmiştir. Bu nedenle övülmeyi veya yerilmeyi gerektirecek her ne var ise burayla ve buralılarla ilgilidir.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Dolayısıyla bu gün yaşamakta olduğumuz ve atalarımızın yaşaya geldikleri ve sonraki yıllarda kemikleşerek dogmaya ve tabuya dönüşen geleneksel İslam kültürü ve genel İslam algısı üzerinde o dönem ve Suriye etkisi yadsınamaz. Bu İslam algısının mimarları, önder ve ileri gelenleri elbette samimi Müslümanlardı ve İslam’ın temel ilke ve dinamiklerini kendi tasavvurları çerçevesinde, çağın gereklerine cevap verecek şekilde yeniden yorumluyorlardı/ uyarlıyorlardı. Acaba tüm bunlar olurken bu önder ve otoriteler, yani bu bölgenin siyasi ve dini seçkinleri/ otoriteleri, bölgenin yerli halklarından ve onların kültür ve hayat algılarından hiç mi etkilenmediler? Etkilenmediler dersek gerçekten gerçeği söylemiş olur muyuz? Hâlbuki geleneksel/ egemen İslam algısı ile o dönem ve bölge kültürü üzerinde bir karşılaştırma yapıldığında ciddi etkilenmeler olduğunu söylemek durumunda kalırız.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">O dönem tarihi Abbasi etkisi hesaba katılarak okunduğunda, dönemin Müslüman aktörlerinin, bölge halkının ve egemenlerin etkisinden uzak olmadıkları görülür. Ayrıca hem tacir olmaları, hem Müşrik/pagan kültüre yabancı olmamaları, üstelik çöle yakınlıkları nedeniyle İslam öncesi Cahiliye geleneği ile bölge halkının geleneklerinin kesişme noktalarının izleri bu geleneksel egemen İslam algısında kendisini açık bir şekilde göstermektedir. Kader inancı, lidere kesin itaat anlayışı, pazarlıkçı, kazanmayı önceleyen bir hayat ve dünya tasavvuru, en önemlisi de Bizantist yönetim biçimi, bu etkilenmenin en açık örnekleridir.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Dini mekanların imar, dizayn ve tefrişi, dini musiki ve ayinlerin, özel gün ve gecelerin ve bunlara ait dilin/ anlatımın neredeyse birebir karşılığının Müslüman dünyada da yer alması bu etkilenmeye başka bir örnektir. Aynı şekilde aile kurumunun ve özellikle seçkin yönetici ve dini elitin aile yaşantısındaki, kadın erkek ilişkisindeki değişim ve dönüşümde de bu etkinin izlerini aramak gerekir.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Ayrıca bölgedeki yerleşik Yahudi ve Hıristiyan kültürünün, Tanrı ve Ahiret tasavvurunun Müslüman düşünceye etkisini de göz ardı etmeyelim. Hz. İsa’nın semaya hululü/yükselişi anlayışı ve Şam’daki Emevi Camisi üzerinden yeryüzüne dönüşü inancının bu etkinin en ilginç örneği olduğunu söylemekle yetinelim. Buradaki Yahudi ve Hıristiyan tasavvurunun Medine’dekinden farklı olarak Romalılaşmış/Bizantist bir Yahudilik ve Hıristiyanlık olduğunu, Müslümanların din tasavvurlarının özellikle bu Romalılaşmış Hıristiyanlık ile karşı karşıya kaldıklarını ve etkilendikleri Hıristiyanlığın bu Hıristiyanlık olduğunu da not edelim. Konumuzun özelliği ve sınırlı olması nedeniyle bu kadarıyla yetinelim. Ancak bölgenin dününe ve bugününe odaklanmaya devam edeceğiz, inşallah…</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">&nbsp;</p> <p class="text-align-justify"><!--[if !supportFootnotes]--></p> <p class="text-align-justify">&nbsp;</p> <hr /> <p class="text-align-justify"><!--[endif]--></p> <p class="MsoFootnoteText text-align-justify"><a href="#_ftnref1"><!--[if !supportFootnotes]-->[1]<!--[endif]--></a> Biz genel politikalardan ve toplumun genelinin uygulayageldiği ortak davranışlardan söz ediyoruz. Bireysel ölçekte farklı uygulamaların elbette mümkündür.</p> <p class="text-align-justify">&nbsp;</p> </div> <span class="field field--name-uid field--type-entity-reference field--label-hidden"><a title="Kullanıcı profilini görüntüle." href="/yazarlar/mehmet-yasar-soyalan" lang="" about="/yazarlar/mehmet-yasar-soyalan" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="" class="username">Mehmet Yaşar Soyalan</a></span> <span class="field field--name-created field--type-created field--label-hidden">Çar, 06/10/2020 - 21:59</span> <div class="field field--name-field-tags field--type-entity-reference field--label-hidden clearfix"> <ul class='links field__items'> <li><a href="/dusunce" hreflang="tr">DÜŞÜNCE</a></li> <li><a href="/kategori/suriye-notlari" hreflang="tr">SURİYE NOTLARI</a></li> </ul> </div> <section class="field field--name-comment-node-makale field--type-comment field--label-hidden comment-wrapper"> <article role="article" data-comment-user-id="0" id="comment-530" class="comment js-comment by-anonymous clearfix"> <div class="comment__meta col-sm-3"> <span class="hidden text-danger" data-comment-timestamp="1592071533"></span> <small class="comment__author"><span lang="" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="">Mustafa Demir </span></small> </div> <div class="comment__content col-sm-9 card"> <div class="card-body"> <h3 class="card-title"><a href="/comment/530#comment-530" class="permalink" rel="bookmark" hreflang="tr">1999 yılında Aytunç …</a></h3> <div class="clearfix text-formatted field field--name-comment-body field--type-text-long field--label-hidden field__item"><p>1999 yılında Aytunç Altındal, &quot;ABD ve Rusya korumasında olan Suriye&#039;ye, Türkiye&#039;den yanlışlıkla dahi bir bomba düşemez&quot; demişti. (O zaman, Abdullah Öcalan orada tutukluydu, bunun üzerine...). Saydam ve Kaddafi&#039; aynı dönemde öldürüldü, &quot;Emevi merkezli Suriye Hanedanlığı!&quot;...</p> </div> <nav><drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderLinks" arguments="0=530&amp;1=default&amp;2=tr&amp;3=" token="acVdrY8Xyh9MLU6z388N0sGdpOUqM29OsG5l2bJXDao"></drupal-render-placeholder></nav> </div> <div class="card-body"> <span class="comment__time">Cu, 06/12/2020 - 14:45</span> <span class="comment__permalink"><a href="/comment/530#comment-530" hreflang="tr">Kalıcı bağlantı</a></span> </div> </div> </article> <h2 class='title comment-form__title'>Yeni yorum ekle</h2> <drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderForm" arguments="0=node&amp;1=909&amp;2=comment_node_makale&amp;3=comment_node_makale" token="iPTXum8041T8Qy8-sM4Y5hrQZR35FXyCW72j1QVoJ8o"></drupal-render-placeholder> </section> Wed, 10 Jun 2020 18:59:03 +0000 Mehmet Yaşar Soyalan 909 at https://www.fikircografyasi.com https://www.fikircografyasi.com/makale/suriye-emeviligin-her-daim-kalesi#comments Suriye/Arz-ı Şam: Özgürlüğü Tatmayan Topraklar https://www.fikircografyasi.com/makale/suriyearz-i-sam-ozgurlugu-tatmayan-topraklar <span class="field field--name-title field--type-string field--label-hidden">Suriye/Arz-ı Şam: Özgürlüğü Tatmayan Topraklar</span> <div class="clearfix text-formatted field field--name-body field--type-text-with-summary field--label-hidden field__item"><p class="MsoNormal text-align-justify">&nbsp;</p> <p class="MsoNormal text-align-justify"><strong>Giriş/ Bölgenin Kısa Soykütüğü</strong></p> <p class="MsoNormal text-align-justify">2020 Mayıs’ının son günlerinde bunca yaşanan şeylerden sonra bir Suriye yazısı yazmak ve gerçeğin fotoğrafını çekmek gerçekten çok zor. Çünkü bu gerçek hem yazana hem de okuyana acı verecek. Ayrıca kangrene dönmüş bedenlerin bile ticari bir metaya dönüştüğü, acı ve zulmün bin bir türlüsünün yaşandığı, haklılık ve mazlumiyetin lanetlenen intikam duygusu ile kirletildiği, hiçbir değer ve ilkenin kalmadığı bu günlerde, kemikleşen tarafgirlik, onur, erdem, kardeşlik ve hakkaniyet duygusunu da yok etmiş durumda. İşte böyle bir ortamın ve öncesinin fotoğrafını çekmek bir yaraya merhem olmasa, bugünün sıcak ortamında adalet vurgusu tarafları memnun etmese de tarihe tanıklık etmek her hakkaniyet sahibinin görevi olsa gerektir.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Suriye/Arz’ı-Şam ve Mezopotamya ovaları olarak adlandırılan bu bölgenin batısını Akdeniz, kuzeyini Toros ve devamı dağlar kuşatırken, güney ve doğusu ise çöllerle çevrilidir. Ancak bu çöl ve dağlar bölgeyi düşmanlarından koruyacak, ovaya inmelerine engel olacak bir sur işlevi görme yerine düşmanlarını gizleyen bir örtü görevi de göre gelmiş, buralardan gelenlerin akınlarıyla bu ovalar çoğu zaman kan gölüne dönmüştür.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Bu bölge merkezi konumu, verimli toprakları, zengin yer altı kaynakları, yaşanılır iklimi, dünyanın her yanına kolayca ulaşılabilirliği nedeniyle tarihin ilk çağlarından itibaren insanoğlunun gözünü diktiği ve yaşamak için hayalini kurduğu bir bölge olagelmiştir. Bölge her milletten insana “vatan” olduğu için bugün bile rengârenk bir demografik yapıya, etnik ve dini çeşitliliğe sahiptir. Ancak bu nitelikleri onun acılı tarihinin sebebidir de. Bu yüzden bu ovalar Romalılardan, Moğollara kadar pek çok güçlü toplumun içinde kaybolup gittiği kadim bir mezarlıktır da… Kısacası bu bölge, tacirleri, verimli ovaları ve tarım ve ticarete dayalı yerleşik hayatıyla, kendi kültürünü oluşturarak geleni içinde eriten, ancak her birinden de bir tat bırakan dev bir kazan gibidir.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Bu coğrafya önemli medeniyetlere, kadim kültürlere beşiklik yaptığı gibi güçlü imparatorlukların kendilerini sınadıkları, ele geçirmek için birbiriyle yarıştıkları, bu nedenle büyük savaşların yaşandığı, Romalılardan, Moğollara pek çok güçlü toplumun içinde kaybolduğu, tarihe yön veren önemli bir bölgedir de. Buralar, verimli ovalara sahip olsa, tarıma dayalı yerleşik hayat kendi kültürünü oluştursa da binlerce yıl boyunca bu coğrafyanın asıl rengini ticaret belirlemektedir. Burası, ticaretin özellikle de uluslararası ticaretin ilk vatanı ve ilk uluslararası merkezidir.&nbsp;</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Kendisi de çok geçmeden bu ovalarda kaybolup gidecek olan Asur kralı <strong>Sanherib</strong>, bu ovalara indiğinde şöyle der:<strong> Kentin alanlarını, boğazladığım insanların cesetleriyle doldurdum. Kenti ve evleri yaktım, yıktım. Temelinden çatısına kadar parçaladım. Tuğla ve kerpiçten tapınak kulelerini, tapınakları ve tanrıları yerle bir ettim. Buna rağmen benim yönetimime boyun eğmedi. Güçlü duvarlarla çevrili kentlerinden kırk sekizini ve sayısız köyünü kuşatıp ele geçirdim. Rampalar yaptırdım, piyadelerle saldırdım. Onu kafese kapatılmış bir kuş gibi hapsettim.</strong>”</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Buranın verimli ovaları her milletten insanın kanı ve kemiği ile yoğrulup, harmanlanarak farklı etnik ve dini yapıların ortak vatanı haline gelmiştir. Ancak bu ovaların güneyi ve doğusu her an kendisini ateşi ile kavuracak çöllerle, kuzeyi de üzerine devrilecekmiş gibi duran aşılmaz sıradağlarla çevirili olduğu içindir bu ovaların başı, imparatorlardan çok (Çünkü bölge halkı az çok bu egemenlerin dilinden anlıyor.), asıl çevresindeki çöl ve dağlardan gelen göçerlerle belaya girmiştir. Çünkü onlar bu ovaları işgal için değil talan için kullanmışlar, yakıp yıkıp tekrar çöllerine dönmüşlerdir. Bu yağma ve talana rağmen herkesin yeri yurdu az çok belli olduğu için ovalı ovasında, bedevi çölünde kendi hayat algılarına göre yaşamaya devam etmiştir. Bu nedenle ovadaki insan, var olabilmek için güce/ordulara yaslanmak, çöldeki/dağdaki ise ordulardan uzak durmak durumundadır. Ancak bölgenin cazibesi herkesi kendisine çekmektedir. &nbsp;</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Bölgenin bu özelliği, sadece devletleri değil, zenginlik ve refah arayan her milletten insanı/ taciri de cezbetmiştir. Dini ve etnik kökeni ne olursa olsun pek çok tüccar bu bölgeyi binlerce yıldır kendilerine ya mesken edinmiş ya da hedef “pazar” bellemişlerdi. Pazar olmanın en temel şartlarından birincisi üretimdir; bu açıdan bölge aynı zamanda tarım ve sınai üretiminin/el sanatlarının da merkezidir. Tarım, ticaret ve sınai üretim yerleşik olmayı, düzen ve istikrarı kendisinin varlık nedeni olarak görür. Güven ve güvenlik onlar için adalet ve özgürlüklerden önce gelir; çünkü kaybedecek şeyleri vardır. Bu nedenle uzlaşmacıdırlar, daha doğrusu kendilerini ve çıkarlarını koruyacak güçlü otoritelerden yanadırlar. Uzlaşmacılıkları paylaşımdan, adil olandan ve haktan yana olmaktan çok menfaat odaklıdır. Başkalarına/ ötekine olan müsamahaları çıkarlarıyla doğrudan orantılıdır. Bu nedenle asıl uzlaşma, gücü/silahı/ otoriteyi elinde bulunduranlarla yapılmaktadır. Çünkü çıkarın, asıl koruyucuları bu egemenlerdir. Bundan dolayıdır burası henüz özgürlüklerle tanışmamıştır veya başka bir ifade ile özgürlükleri, çıkarlarının ve egemenlerin izin verdiği kadardır desek sanırım abartı yapmış olmayız. Çünkü onlar özgürlüklerin değil, refah ve zenginliğin peşindedirler. Elbette mevcut zenginliklerinin korunması en temel öncelikleridir ve bunu da fazla bir bedel ödemeden, özellikle de kazanımlarını riske etmeden elde etmek isterler.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Bu nedenle burası isyandan çok itaatin ülkesidir. Gözü kara bir şekilde kralların arkasından yürüyen insanların vatanı olduğu gibi dünya nimetlerinin kendileri için olduğunu bilen insanların yaşadığı ender coğrafyalardan biridir de. Çabucak başkasına benzedikleri gibi başkalarını da çabucak kendilerine benzetirler. Bundan dolayıdır kralları da kendileri gibidir, değilse bile çok geçmeden kendileri gibi olurlar. Tarihin şahitlik ettiği gibi Moğollar ve Romalılar olmak üzere pek çok işgalci güç, güçlü ordularına ve karmaşık devlet yapılarına rağmen bu topraklarda kaybolup gitmişlerdir. Yüz, yüz elli yıl öncesine kadar da bu bölge de hayat bu şekilde aka gelmiştir.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Ancak başta modernleşme, teknolojinin gelişmesi, çöllerin ve dağların kolay ulaşılır yerler haline gelmesi ve bölgenin onlarca devletçiğe bölünerek oluşan yapay sınırların bölgeyi yarı açık cezaevine dönüştürmesi olmak üzere pek çok yeni sorun, göçerlerin/bedevilerin çöllerinde ve dağlarında yaşama imkânları ellerinden aldı. Onlar da çöllerinden çıkarak zaman zaman talan ettikleri bu toprakları vatan bellemek durumunda kaldılar. Ancak ne yerleşik hayata geçebildiler ne tam olarak çöllerdeki hayat anlayışlarını sürdürebildiler, ne de ova sakinleri ile kaynaşabildiler. Sorunlar kuşaktan kuşağa aktarılarak devam ede geldi.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Göçerliğin/bedeviliğin alamet-i farikası, somut/şekilci bir dil ve din algısına sahip olması, üretmeyip tüketmesi yanında, bir bölge/toprak aidiyetinin olmamasıdır. Ancak sürüsünü doyurabildiği sürece o topraklarla bir ünsiyet oluşturabilir. Onun toprakta gözü olmadığı için, sürülerinin otladıkları otlakları çöle dönüştürmeden önce bu otlakları nasıl korurum, nasıl daha verimli hale getiririm diye düşünmez. Bir otlaktan diğer otlağa gezer durur.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Sürüleri elinden alınan ve çöllerinden sürülerek/çıkarak ovadaki şehir ve kasabalara yerleşen göçerler buralarda da kabile ve koloniler halinde yaşamaya başlamışlardır. Bu durum yeni bir çatışma alanı doğurmuştu. Önceden talanını yapıp çölüne veya dağına dönen bedevi/göçer, artık geri döneceği bir ovası ve dağı kalmadığından, bulunduğu yeri çöle dönüştürmeye, çöl hayatını, çöl düşünme biçimini buralara taşımak durumunda bırakılmıştı. Bu konuya daha sonra tekrar döneceğiz. Biz tarihi süreci takip etmeye devam edelim.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Bu bölge, uluslararası bir panayıra benzese da aynı zamanda bir milletler mezarlığı görünümündedir. Buranın toprağı her milletten insanın kanı ve kemiği ile yoğrulup, harmanlanarak özgün halini almıştır. Üstelik bu durum binlerce yıldır böyledir. Bu nedenle bu bölgenin pek çok merkezi/ başkenti vardır. Siyasi ve ekonomik güç tarih boyunca bunlar arasında gidip gelmiştir. Hepsi canlılıklarını sürdürmekle birlikte her dönem bir veya ikisi ön plana çıkarak ticari, siyasi ve kültürel merkezler haline gelmişlerdir. İki bin yıl öncesinde merkezi şehirler, Kudüs, Antakya, Lazkiye/Ugarit ve Urfa/Harran olsa da çok geçmeden bu şehirlere Şam ve Halep de eklendi. Daha sonraki yıllarda ise Beyrut/Lübnan ve Antep de ticari bir merkez olarak dikkat çekti.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Bu şehirleri içine alan bölge, yakın bir zamana kadar daima aynı siyasi yapının içinde yer aldı. Bu bölge İslami dönemde Bilad-i Şam olarak ifade edilirdi, Bu bölgede ilk siyasi anlamda coğrafi bölünme Birinci Haçlı Seferleri sonrasında ortaya çıktı. Antakya ve Lazkiye ve bugünkü Lübnan’ın bir kısmını da içine alan bölge yaklaşık 180 yıl Avrupa/Vatikan destekli bir Hıristiyan prensliğin kontrolünde kaldı. Bölgedeki Müslüman nüfus ya göç etmek zorunda bırakıldı veya dini asimilasyona tabi tutuldu. Yeni anlayışlar ve dini fırkalar tezahür etti. Dürzilik ve Nusayrilik bölgeye o yılların bir yadigârıdır. Bu anlayışların fikri temelleri daha önceki yıllarda Bağdat, Küfe, Basra gibi şehirlerde atıldığı iddia edilse de bölgeye yerleşmesi ve burada dal budak salması bu Frenk prensliği döneminde gerçekleşmiştir. Dolayısıyla bugünkü sıcak çatışmalarda ve bazı dini, mezhebi ve fikri problemlerde o yılların izi söz konusudur. İşte bölgenin bugünkü bazı temel sorunlarının ilk tohumları o dönemlerde atılmış ve oralardan bu günlere taşınmıştır.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Bölgenin parçalanmışlığına ve bu gayri Müslim Hıristiyan prensliğe/ devlete yaklaşık 900 yıl önce Selahaddin Eyyubi son verdi. Bütünlük yeniden sağlandı. Sosyolojik tahribat bir ölçüde giderildi. Bu bütünlük Birinci Dünya Savaşı yıllarına kadar devam etti. Birinci Dünya Savaşının galibi İngiltere, Fransa ve ABD’nin başını çektiği Hıristiyan blok bu bölgeyi yeniden dizayn etti. Antakya, Halep, Beyrut ve Kudüs devletler bazında birbirinden ayrılsa da Kudüs’ün hazin öyküsü bir yana, bu şehirlerin kültürel birlikteliği hala devam etmektedir. Ancak bölgenin uluslararası ve bölgesel ticari merkez olma misyonu sona erdi. Bununla birlikte bölge halkı genlerine yerleşmiş tacir olma özelliklerini yerel ölçekte de olsa sürdürmeye devam ettiler. Ticari kariyerlerini ve varlıklarını oluşturulan yeni devletçiklerde başa getirilen diktatörlerle uzlaşarak sürdürmeye çalıştılar.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">Ancak buna rağmen 20.yy’a kadar bölgenin demografik yapısı, etnik ve dini sosyolojisinde önemli bir değişme olmadı. Hangi dini yapı ve etnik kökenden olurlarsa olsunlar, tüccarlar ticaretlerini, çiftçiler tarlalarını sürmeye devam ettiler. Ne Roma/Bizans, İran/pers ne de Müslümanlara ait devletler bu yapıyı bozmadılar/bozamadılar. Demografik bozulma, dini ve etnik farklılaşma daha çok yönetim kadrolarında yaşandı.</p> <p class="MsoNormal text-align-justify">20.yy. her boyutu ile bir ayrışma, parçalanma ve çatışma yüzyılı oldu. Bölgenin demografik yapısı altüst oldu. Binlerce yıl bu coğrafyada birlikte yaşayan farklı etnik köken, anlayış ve inanıştaki insanlar birbirini boğazlamaya başladılar. Milliyetçilik cereyanları ve ulusal devletler, ötekileştirmeyi, ayrışmayı ve düşmanlığı körükledi. Farklı anlayışlardan ve dinlerden milyonlarca insan yerlerinden yurtlarından edildi ve tarihi demografik doku bozuldu. Milliyetçilik, sosyalizm, komünizm gibi yeni fikri cereyanlara göre insanlar kendilerini yeniden tanımladı. Yeni kutuplaşmalar, yeni paktlar oluştu. Sadece bu bölge veya Müslüman coğrafya değil, tüm dünya bu yapay anlayışlarla yeniden kuruldu. Ancak bu yeni dünyada farklılığa ve farklı kalarak yaşamaya imkân yoktu. Dolayısıyla bu yeni anlayış kimseye huzur getirmedi. İki dünya savaşı ve yüzlerce bölgesel savaşta, binlerce yıllık tarih yok olurken on milyonlarca insan telef edildi.</p> <p class="text-align-justify">&nbsp;</p> </div> <span class="field field--name-uid field--type-entity-reference field--label-hidden"><a title="Kullanıcı profilini görüntüle." href="/yazarlar/mehmet-yasar-soyalan" lang="" about="/yazarlar/mehmet-yasar-soyalan" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="" class="username">Mehmet Yaşar Soyalan</a></span> <span class="field field--name-created field--type-created field--label-hidden">Pt, 06/01/2020 - 11:15</span> <div class="field field--name-field-tags field--type-entity-reference field--label-hidden clearfix"> <ul class='links field__items'> <li><a href="/dusunce" hreflang="tr">DÜŞÜNCE</a></li> <li><a href="/kategori/suriye-notlari" hreflang="tr">SURİYE NOTLARI</a></li> </ul> </div> <section class="field field--name-comment-node-makale field--type-comment field--label-hidden comment-wrapper"> <article role="article" data-comment-user-id="0" id="comment-518" class="comment js-comment by-anonymous clearfix"> <div class="comment__meta col-sm-3"> <span class="hidden text-danger" data-comment-timestamp="1591122549"></span> <small class="comment__author"><span lang="" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="">Halit Ataoğlu</span></small> </div> <div class="comment__content col-sm-9 card"> <div class="card-body"> <h3 class="card-title"><a href="/comment/518#comment-518" class="permalink" rel="bookmark" hreflang="tr">Allah razı olsun abi…</a></h3> <div class="clearfix text-formatted field field--name-comment-body field--type-text-long field--label-hidden field__item"><p>Allah razı olsun abi. Bölgedeki sıkıntıların çözümünde inşaallah bir yol gösterici olur.</p> </div> <nav><drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderLinks" arguments="0=518&amp;1=default&amp;2=tr&amp;3=" token="WUICNO_E67Nc7DzRSf_t5clV58gJTe9DzGUyZ2RzXtg"></drupal-render-placeholder></nav> </div> <div class="card-body"> <span class="comment__time">Sa, 06/02/2020 - 00:29</span> <span class="comment__permalink"><a href="/comment/518#comment-518" hreflang="tr">Kalıcı bağlantı</a></span> </div> </div> </article> <article role="article" data-comment-user-id="0" id="comment-519" class="comment js-comment by-anonymous clearfix"> <div class="comment__meta col-sm-3"> <span class="hidden text-danger" data-comment-timestamp="1591122549"></span> <small class="comment__author"><span lang="" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="">Kamil Demirel </span></small> </div> <div class="comment__content col-sm-9 card"> <div class="card-body"> <h3 class="card-title"><a href="/comment/519#comment-519" class="permalink" rel="bookmark" hreflang="tr">Selamun Aleykum abi yazının…</a></h3> <div class="clearfix text-formatted field field--name-comment-body field--type-text-long field--label-hidden field__item"><p>Selamun Aleykum abi yazının bitiminden arkası var gibi geldi. Çünkü giriş cümleniz çok iddialıydı....</p> </div> <nav><drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderLinks" arguments="0=519&amp;1=default&amp;2=tr&amp;3=" token="0bTwjcRcowWcTI1j9PkXaXfSp6hqMf0xeVhxUN5sOrc"></drupal-render-placeholder></nav> </div> <div class="card-body"> <span class="comment__time">Sa, 06/02/2020 - 10:19</span> <span class="comment__permalink"><a href="/comment/519#comment-519" hreflang="tr">Kalıcı bağlantı</a></span> </div> </div> </article> <article role="article" data-comment-user-id="0" id="comment-520" class="comment js-comment by-anonymous clearfix"> <div class="comment__meta col-sm-3"> <span class="hidden text-danger" data-comment-timestamp="1591262044"></span> <small class="comment__author"><span lang="" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="">Celal Demir</span></small> </div> <div class="comment__content col-sm-9 card"> <div class="card-body"> <h3 class="card-title"><a href="/comment/520#comment-520" class="permalink" rel="bookmark" hreflang="tr">Kıymetli hocam yüreğinize…</a></h3> <div class="clearfix text-formatted field field--name-comment-body field--type-text-long field--label-hidden field__item"><p>Kıymetli hocam yüreğinize kaleminize sağlık. Aslında bakir bir konu hatta kimsenin dokunmadigi veya dokunamadigi veya dokunmak istemediği bir konu. Son zamanlarda Suriyelilere karşı oluşan tepki nedeniyle malesef artık yetim kalan Bilâd-i Şamı ve asil parçası olsan Suriye&#039;yi yazmak kanaatimce ayrıcalıktır hatta cesaret ister. Merakla yazılarınızı bekliyoruz hocam .</p> </div> <nav><drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderLinks" arguments="0=520&amp;1=default&amp;2=tr&amp;3=" token="Jqsvplq_-gDxxl0Xwo-pjmBotsjlnCj9dnDa3IBRvdM"></drupal-render-placeholder></nav> </div> <div class="card-body"> <span class="comment__time">Çar, 06/03/2020 - 00:09</span> <span class="comment__permalink"><a href="/comment/520#comment-520" hreflang="tr">Kalıcı bağlantı</a></span> </div> </div> </article> <h2 class='title comment-form__title'>Yeni yorum ekle</h2> <drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderForm" arguments="0=node&amp;1=898&amp;2=comment_node_makale&amp;3=comment_node_makale" token="bWGaxD-7iMx-z2vgsfP_5dSedXvwYVztM36w1GlcTqo"></drupal-render-placeholder> </section> Mon, 01 Jun 2020 08:15:33 +0000 Mehmet Yaşar Soyalan 898 at https://www.fikircografyasi.com https://www.fikircografyasi.com/makale/suriyearz-i-sam-ozgurlugu-tatmayan-topraklar#comments Suriye Nasıl Bu Hale Geldi? https://www.fikircografyasi.com/makale/suriye-nasil-bu-hale-geldi <span class="field field--name-title field--type-string field--label-hidden">Suriye Nasıl Bu Hale Geldi?</span> <div class="clearfix text-formatted field field--name-body field--type-text-with-summary field--label-hidden field__item"><p>&nbsp;</p> <p>Geçtiğimiz yüzyıldan bu yana Suriye'de neler yaşandı. arklı etnik gruplar üzerinde sömürgeci ülkelerin oyunları. Suriye Devletinin kuruluşu. Baas yönetiminin ayrılıkçı politikalarının yol açtığı huzursuzluklar. Reformlar. Darbeler. Esed ailesi yönetiminde Suriye. 2011 Arap Baharının etkileri. Adana mutabakatı. Adnan Tekşen ve Celal Kazdağlı'nın katılımıyla tarihsel bir arkaplan.</p> <p>&nbsp;</p> <p><iframe allow="accelerometer; autoplay; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen="" frameborder="0" height="409" src="https://www.youtube.com/embed/jRIgX4wTzZM" width="727"></iframe></p> </div> <span class="field field--name-uid field--type-entity-reference field--label-hidden"><a title="Kullanıcı profilini görüntüle." href="/yazarlar/adnan-teksen" lang="" about="/yazarlar/adnan-teksen" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="" class="username">Adnan Tekşen</a></span> <span class="field field--name-created field--type-created field--label-hidden">Pt, 03/09/2020 - 20:56</span> <div class="field field--name-field-tags field--type-entity-reference field--label-hidden clearfix"> <ul class='links field__items'> <li><a href="/kategori/dis-politika" hreflang="tr">DIŞ POLİTİKA</a></li> <li><a href="/kategori/suriye-notlari" hreflang="tr">SURİYE NOTLARI</a></li> </ul> </div> <section class="field field--name-comment-node-makale field--type-comment field--label-hidden comment-wrapper"> <h2 class='title comment-form__title'>Yeni yorum ekle</h2> <drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderForm" arguments="0=node&amp;1=775&amp;2=comment_node_makale&amp;3=comment_node_makale" token="9jF6T1jVDg9KIALQ2dNxQtczGBTexVmtNXPY3n7jETE"></drupal-render-placeholder> </section> Mon, 09 Mar 2020 17:56:32 +0000 Adnan Tekşen 775 at https://www.fikircografyasi.com https://www.fikircografyasi.com/makale/suriye-nasil-bu-hale-geldi#comments Suriye'yle Nasıl Bir Süreç Sonunda Bu Hale Geldik ? https://www.fikircografyasi.com/makale/suriyeyle-nasil-bir-surec-sonunda-bu-hale-geldik <span class="field field--name-title field--type-string field--label-hidden">Suriye&#039;yle Nasıl Bir Süreç Sonunda Bu Hale Geldik ?</span> <div class="clearfix text-formatted field field--name-body field--type-text-with-summary field--label-hidden field__item"><p><iframe allow="accelerometer; autoplay; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen="" frameborder="0" height="409" src="https://www.youtube.com/embed/0o4rNq2bG3k" width="727"></iframe></p> </div> <span class="field field--name-uid field--type-entity-reference field--label-hidden"><a title="Kullanıcı profilini görüntüle." href="/yazarlar/adnan-teksen" lang="" about="/yazarlar/adnan-teksen" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="" class="username">Adnan Tekşen</a></span> <span class="field field--name-created field--type-created field--label-hidden">Pt, 03/09/2020 - 20:41</span> <div class="field field--name-field-tags field--type-entity-reference field--label-hidden clearfix"> <ul class='links field__items'> <li><a href="/kategori/dis-politika" hreflang="tr">DIŞ POLİTİKA</a></li> <li><a href="/kategori/suriye-notlari" hreflang="tr">SURİYE NOTLARI</a></li> </ul> </div> <section class="field field--name-comment-node-makale field--type-comment field--label-hidden comment-wrapper"> <h2 class='title comment-form__title'>Yeni yorum ekle</h2> <drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderForm" arguments="0=node&amp;1=774&amp;2=comment_node_makale&amp;3=comment_node_makale" token="47YSNXTIjEjK68snAlxPV2uWsVsQvL5Q5Q28kGln0JY"></drupal-render-placeholder> </section> Mon, 09 Mar 2020 17:41:05 +0000 Adnan Tekşen 774 at https://www.fikircografyasi.com https://www.fikircografyasi.com/makale/suriyeyle-nasil-bir-surec-sonunda-bu-hale-geldik#comments Astana-Soçi-Tahran Derken İdlib'de Neler Oluyor? https://www.fikircografyasi.com/makale/astana-soci-tahran-derken-idlibde-neler-oluyor <span class="field field--name-title field--type-string field--label-hidden">Astana-Soçi-Tahran Derken İdlib&#039;de Neler Oluyor?</span> <div class="clearfix text-formatted field field--name-body field--type-text-with-summary field--label-hidden field__item"><p>Uzun süredir şiddetli hava bombardımanlarının hedefi olan İdlib’in en büyük ilçesi Maret el Numan’ın Esed rejimi güçlerinin kontrolüne girdiği yönündeki son haberler İdlib konusunda hafızamızı tazelemek ihtiyacı doğurmuş bulunuyor.</p> <p>İdlib, Suriye’nin kuzeybatısında ve&nbsp; Lazkiye’ye de çok yakın. Nüfus iki milyon&nbsp;civarında.</p> <p>İdlib hem rejim ve Rusya hem muhalifler hem de ABD için oldukça önemli.</p> <p>Nüfus yoğunluğu, ciddi ekonomik potansiyeli var.&nbsp; Esed rejimi için bu özelliklerin yanı sıra coğrafi konumu da dikkate alındığında önemli bir tehdit.</p> <p>İdlib'deki muhalif gruplar çeşitli. ÖSO, El Nusra&nbsp;ve en güçlüsü olan Ahrarüş Şam olan pek çok grup var. Özgür Suriye Ordusu'nun (ÖSO) selefi durumundaki Hür Subaylar Hareketi'nin temelinin de İdlib’deki Cisr el Şuğur'da atıldığını da hatırlayalım.</p> <p>Rakka'dan sonra İdlib, Fetih Ordusu koalisyonu tarafından Mart 2015'te tamamen Suriye ordusunun kontrolünden çıkartılan ikinci kent oldu.</p> <p>Bu hamle Nusra Cephesi ve ortaklarına İdlib üzerinden Halep-Hama-Şam anayolunu keserken Lazkiye'ye yönelik saldırılarda da burayı sıçrama tahtası olarak kullanma imkanını da sunmuş oldu.</p> <p>Fetih Ordusu'nun iki ana bileşeni El Kaide'nin Suriye kolu Nusra Cephesi ile eski El Kaidecilerin kurduğu Ahrar el Şam idi. Bu ortaklık Halep'e yönelik operasyon için de tesis edildi ama başarılı olamadı.</p> <p>Nusra ile Ahrarüş Şam arasındaki mücadele tabiatıyla Esed tehditi karşısında &nbsp;kesintilere uğruyor.</p> <p>Bu bilgilere ek olarak İdlib’de ABD’nin çeşitli biçimlerde bazı muhalif grupları da desteklediklerini de kaydedelim.</p> <p>Astana sürecinde İdlib’deki muhaliflerin arası açılmıştı. HTŞ, Astana'ya katılmayı reddetti. Ahrar, Astana'ya doğrudan katılmadı ama sonradan Ahrar'a katılan grupların çoğu Astana sürecine dahil oldu.</p> <p>Astana süreci ise bir bakıma Esed rejiminin çıkışı için bir zemin oluşturma çabasına dönüştü.</p> <p>Türkiye’nin bu süreçle, İdlipdeki muhalifleri ikna çabalarının, elimizde bir avuç kor tutmaya benzediğini yazmıştım aylar önce. Zor bir işe talip olmuştuk.</p> <p>İdlib'de Fetih Ordusu'nu oluşturan güçler kısa bir süre sonra 'düşman kardeşlere' dönüştü</p> <p>Daha sonra Astana süreciyle çatışmasızlık bölgeleri oluşturma konusunda Türkiye'nin üstlendiği kritik rol de sahada safların ayrışmasını derinleştirdi. Türkiye'nin Ruslarla diyaloğu ve muhaliflerin çoğunun çağrıldığı, ancak bir kısmının katılmadığı Astana süreci, bazı muhalif güçlerin Türkiye’ye mesafeli durmasına yol açtı.</p> <p>Fırat Kalkanı ve Astana sürecine katılmayı reddedenler, Nusra Cephesi'nin etrafında kümelendi. Nusra liderliğindeki bu gruplar Ocak'ta Heyet Tahrir el Şam (HTŞ) ismiyle ortak cephe kurdu. Böylece Ahrar el Şam zayıfadı.</p> <p>&nbsp;</p> <p>İdlib, Astana'da tartışılan 4 çatışmasızlık bölgesinden biriydi. Rusya, İran ve Türkiye ateşkesi korumak için garantör rolünü üstleneceklerdi. Böylece Türkiye İdlib’de asker bulundurarak Suriye ile ilgili süreçte etkin olmanın imkanlarını zorlama fırsatı yakalamayı planlıyordu.</p> <p>Bu çatışmasızlık vurgusu tarafların silah bırakması vurgusuyla 7 Eylül Tahran Zirvesinde bir daha pekiştirilmişti. Çatışmasızlık mutabakatı sonrasında bölgede çatışmaların bir süreliğine azalması –hatırlayalım- &nbsp;umut vermiş idi,</p> <p>Ne var ki henüz daha Erdoğan’ın Tahran dönüşü sonrasında İdlib’e hava saldırılarının sürmesinin , Tahran Zirvesinden hayata geçecek bir mutabakatın çıkma ihtimaline gölge düşüreceğine yönelik bir işaret olarak değerlendirenler de yok değildi. Bu değerlendirmeleri yapanlar elbette zamanla haklı çıktı.</p> <p>Daha sonraki gelişmelerden en önemlisi Türkiye’nin Afrin’e yönelik operasyonu oldu.</p> <p>Türkiye, Afrin çıkışıyla hem güneyden gelecek tehlikeyi önlemeyi, hem Akdenize uzanacak bir kürt koridorunu önlemeyi amaçlıyordu. Böylece Esed güçlerinin ve Rusya’nın İdlib’i ele geçirmesine de mani olacaktı. Ayrıca İdlib’e müdahelenin getireceği göç için de bir tampon bölge oluşturma şansını &nbsp;yakalayacaktı.</p> <p>Türkiye’nin Afrin’de söz sahibi olması, Esed rejiminin İdlib’i ele geçirmesinin önünde ciddi bir engel haline geldi. İdlib’de sadece hava saldırılarıyla netice alamıyacağını biliyor. İdlib, Esed rejimi açısından Haleple bütünleşmenin de önemli bir yönüdür. Halepte yaptıkları da dikkate alındığında Türkiye’nin pazarlıksız Esed rejimine bu kapının açılmasına sıcak bakması elbette düşünülemez.</p> <p>Tahran ve Moskova’nın İdlib’e müdaheleye sıcak bakan tutumları karşısında Avrupa ülkelerinin tavrı ise bu müdaheleyi önleyecek güçte gözükmüyor.</p> <p>Ancak Ağustos 2019 tarihinde Esad rejimine bağlı güçlerin Rusya’nın desteğiyle İdlib’deki &nbsp;9 Numaralı Gözlem Noktası’na intikal etmekte olan Türk askeri konvoyuna hava saldırısı düzenlenmesi Astana sürecinde sonun başlangıcı demekti. Bu saldırının Türkiye’nin Güvenli Bölge konusunda ABD’yle uzlaşıya varmasının hemen ardından gerçekleşmesi de manidardır.</p> <p>Soçi mutabakatında rejimin İdlib’e yönelik saldırıları engellemesini üstlenen Rusya’nın Esed’le İdlib’e düzenlediği hava saldırılarının yoğunlaştığını düşününce &nbsp;Soçi &nbsp;mutabakatı sakıt olmaya başlamış demektir. Yine Soçi’de Rusya ve İran’ın &nbsp;İdlib’deki muhalifler ile teröristlerin ayrıştırılması görevini de ne derece başarıyla götürecekleri de ayrı bir konudur.</p> <p>Lavrov, daha yeni yaptığı bir açıklamada "Biz Suriye'deki siyasi süreçte yer almaya hazır olan yurtsever silahlı muhalefetin, teröristlerden ayrılmasına ilişkin anlaşmaların uygulanmasıyla ilgili çalışmaları devam ettirme konusunda anlaştık. Bu anlaşmaların uygulanması gerekir." dese de Türkiye İdlib’de kendisine yakın duran grupların geleceği&nbsp; açısından endişe duymaya devam edecek.</p> <p>Son günlerdeki gelişmeleri dikkate aldığımızda Esed rejiminin İdlib’e hakim olmasının ciddi sonuçları olacağı da inkar edilemez.</p> <p>Evet, hikaye bu.</p> <p>Kıssadan hisse:</p> <p>Ülkemize güney sınırımızdan gelen terörist unsurlar karşısındaki teyakkuz ve güvenlik haklarımızın altını çizmek kaydıyla ve Esed ailesinin bu konuda sütten çıkmış ak kaşık olmadıklarını bilmekle beraber diplomatik yolları tüketmekte erken davrandığımızı düşünüyorum. Bu aceleci karar, çok bilinmeyenli bir denklemin ortasında bıraktı bizi. Israrla hep vurgulamışımdır:</p> <p>1) Rusya ve Çin’in, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde veto gücüne sahip daimi üyeler olduğunu dikkate aldığımızda, BM ile bu konuda bir yere varamıyacağımızı öngörmeliydik.</p> <p>2) Obama yönetiminin son dönemlerinde ABD'de derin devlette büyüyen çatlakların Suriye'de karşımıza çıkacağını dikkate almalıydık.</p> <p>&nbsp;3) Libya’daki Kaddafi sonrası durumdan ders alarak, sayısız uzlaşmaz grubun bulunduğu bir ülkede sonuca varmanın kolay olmayacağını düşünmeliydik.</p> <p>Her neyse…Mit müsteşarının Suriyeli yetkililerle görüşmesini ciddi bir adım olarak görüyorum. Adana Mutabakatı üzerinden derinleşerek giderek zararın neresinden dönülürse kardır.</p> <p>&nbsp;</p> <p>&nbsp;</p> <p>&nbsp;</p> <p>&nbsp;</p> </div> <span class="field field--name-uid field--type-entity-reference field--label-hidden"><a title="Kullanıcı profilini görüntüle." href="/yazarlar/adnan-teksen" lang="" about="/yazarlar/adnan-teksen" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="" class="username">Adnan Tekşen</a></span> <span class="field field--name-created field--type-created field--label-hidden">Sa, 01/28/2020 - 21:03</span> <div class="field field--name-field-tags field--type-entity-reference field--label-hidden clearfix"> <ul class='links field__items'> <li><a href="/kategori/suriye-notlari" hreflang="tr">SURİYE NOTLARI</a></li> </ul> </div> <section class="field field--name-comment-node-makale field--type-comment field--label-hidden comment-wrapper"> <h2 class='title comment-form__title'>Yeni yorum ekle</h2> <drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderForm" arguments="0=node&amp;1=740&amp;2=comment_node_makale&amp;3=comment_node_makale" token="AUau4SmX2tZoG-kR1ibKol0KZNez45GFvEctBaXCcso"></drupal-render-placeholder> </section> Tue, 28 Jan 2020 18:03:46 +0000 Adnan Tekşen 740 at https://www.fikircografyasi.com https://www.fikircografyasi.com/makale/astana-soci-tahran-derken-idlibde-neler-oluyor#comments Türkiye'nin Suriye Politikasının Doğu Akdeniz Jeopolitiğine Yansımaları https://www.fikircografyasi.com/makale/turkiyenin-suriye-politikasinin-dogu-akdeniz-jeopolitigine-yansimalari <span class="field field--name-title field--type-string field--label-hidden">Türkiye&#039;nin Suriye Politikasının Doğu Akdeniz Jeopolitiğine Yansımaları</span> <div class="clearfix text-formatted field field--name-body field--type-text-with-summary field--label-hidden field__item"><p>&nbsp;</p> <p><br /> Türkiye’nin coğrafi konumu, bölgesel ve yerel politikalarını etkilemekte ve şekillendirmektedir. Bu konumdan dolayı Suriye ve Doğu Akdeniz meselelerini birbirinden bağımsız değerlendirmemek gerekir. Suriye'nin de bir Doğu Akdeniz ülkesi olması ile birlikte 193 km. bir sahil şeridinin bulunması ve iki meseleyi birbiri ile bağlamaya yetecek bir olgudur.</p> <p>Ayrıca Suriye'de 2011 yılından beri cereyan eden sokak hareketleri ve halk ayaklanmaları ile meydana gelen savaş ve doğan otorite boşluğundan yararlanan terör örgütleri ile bölgemizin yeniden kurgulandığı bir dönemde bölgesel ve küresel güçler dikkatlerini bu bölgeye çekmiş ve neredeyse olayların merkezine yerleşmişlerdir.</p> <p>Suriye ile karasal 911 km sınırı ve Akdeniz üzerinden kıyı şeridi olmanın yanında tarihsel, kültürel ve toplumsal birçok bağı ve sorumluluğu bulunan Türkiye'nin bu olup bitenlere duyarsız ve uzak kalması beklenemezdi. Nitekim Türkiye bu meseleye, etkisi açısından ve ilişkisinden dolayı müdahil olmuş ve olmaya devam etmektedir.</p> <p>Suriye meselesi, yalnızca Suriyelilerin meselesi olmaktan zamanla çıktı ve başta Türkiye olmak üzere yerel, bölgesel ve küresel güçleri ilgilendirmenin yanında ortaya çıkan ve güçlenen terör yapılarını yakından ilgilendiren bir mesele haline geldi. Bu sebeple Türkiye kendi ulusal güvenliği için güçlü bir şekilde Suriye meselesine müdahil olmuştur.<br /> <br /> Türkiye, yerelde ılımlı muhalefetten yana tavır tanınmasından dolayı ve önemli bir ölçüde de sahiplenmesi üzerine Esat ile savaşın bir tarafı olmuştur. Bu sebeple ılımlı muhalefetin dışında başka bir yerel gücün iktidar olmasına sıcak bakmamaktadır. Siyasi tercihinden dolayı Suriye meselesine müdahil olan bölge ve dünya ülkeleri arasında Türkiye en önde yer almaktadır. Çünkü Suriye'de iktidar olacak yapının Türkiye'nin ülke ve enerji güvenliğini çok yakından ilgilendiriyor olmaktadır.</p> <p>Bu bağlamda Türkiye'nin güney sınırlarında ulusal güvenliğini etkileyen yerel aktörlerin (Esat, PKK, IŞID,...) yerleşmesi ve devletleşmesi enerji ve ticari ilişkilerinin çok yüksek hacimli olduğu Arap dünyası ile karasal bağını kesmiş olacak olması ve doğa Akdeniz deniz hattını abluka altına alması, Türkiye'nin bu yapılara mahkum olmasına neden olacaktır. Bu da Türkiye'nin ulusal ve enerji güvenliğinin ipotek altına alması anlamına gelecektir.</p> <p>Diğer bir yandan rekabet halinde olduğu Mısır, Iran ve Suudi Arabistan gibi bölgesel güçlerin nüfuz alanı oluşturduğu Suriye'de Türkiye'nin aleyhine güçlenmesi Türkiye'nin arzu edemeyeceği bir gelişmedir. Bölgede dini, mezhepsel ve etnik bir çok yapı üzerinden rekabet içerisinde olan bölgesel güçler Suriye'nin zengin enerji yataklarına ve jeopolitiğine hâkim olmak istemektedir.</p> <p>Bu minvalde Katar'ın gazını Avrupa'ya Suriye üzerinden ulaştırma isteği, Mısır'ın Doğu Akdeniz'deki enerji yataklarına ortak olması isteği, İran’ın Şii hilali oluşturma projesi ve Arabistan'ın İran ile enerji ve mezhepsel saiklerle kavga içerisine girdiğini göz ardı edemeyiz. Ve en önemlisi Israil'in güvenliği ve geleceği hiç bir şekilde bu olan bitenlerden bağımsız sayamayız.</p> <p>Küresel ve bölgesel güçlerin varlığı ve rekabeti yanında küresel güçlerin de Suriye meselesine müdahil olması, Türkiye'nin Suriye politikasında önemli parametrelerinden birisidir. Rusya'nın yıllardır nüfuz alanı olan Suriye'yi kaybetmemek için askeri müdahalesi Türkiye'nin Suriye politikasını etkileyen önemli bir etkendir. ABD, Rusya ve Fransa gibi güçlerin Doğa Akdeniz'e savaş gemilerini göndermeleri. Türkiye'nin haklılığını bir kez daha ortaya koymaktadır.</p> <p>Türkiye ile tarihsel birçok problemi olan Rusya'nın sıcak denizlere inme ve yayma emelini gerçekleştirdiği bir dönemde, Türkiye'nin bu yaşananlara duyarsız kalmasını beklenemezdi. Zira Kara denizde inşa edilen Sivastopol ve Akdeniz'de Tartus limanı ile bu çevrelemenin nihai amacı Türkiye olduğu bilinen bir gerçektir. Nitekim Rusya, Akdeniz'de birçok imtiyaz almış ve iki tane askeri üs kurmuş ve aynı zamanda Suriye'nin petrol yataklarının bölündüğü bölgelerde karasal üsler kurma için girişimler başlattığı bir dönemde Türkiye'nin bu gelişmelere seyirci kalması mümkün değildir.</p> <p>Rusya'nın, Suriye yönelik ilgisi çok eskilere dayanmaktadır. İlk temasını 1893 yılında Şam'a açtığı elçilik üzerinden kurmuştur. Bu ilişkinin siyasi, askeri ve toplumsal yapıya birçok yansıması olmuştur. Sovyetler Birliği, Baba Esat ile Tartus limanında askeri bir üs kurmak için 1971 yılında anlaşma yapmıştır. Ancak Sovyetler Birliği'nin dağılması üzerine Rus birlikleri geri çekilmiştir. Arap dünyasında başlatan halk ayaklanmaları sonrası Rusya bölgeye geri dönmüştür. Tam olarak 2017 yılında Rus lider Putin, Oğul Esat ile bir anlaşma yaparak Tartus limanındaki askeri deniz üssünü modernize etmek, genişletmek ve 49 yıllığına kullanmak üzere imtiyazlar elde etmiştir.</p> <p>Tartus deniz üssü, birçok denizaltı, korvet, hücum bot ve savaş gemilerine ev sahipliği yapmaktadır ve son olarak da bakım birimi açarak askeri varlığını güçlendirmiştir. Rusya, ABD başkanı Trump'ın Suriye'den çekilme kararı sonrası Türkiye ile Soçi anlaşması yapmış ve bu anlaşma gereği ortak devriyeler düzenlemektedir. Bu vesile ile Rusya, Suriye'deki askeri varlığını güçlendirmiş ve son olarak Kamışlı'da bir üs kurarak varlığını pekiştirmiştir.</p> <p>Diğer bir yandan başka bir küresel güç olan ABD, IŞID ile mücadele altında 60 devletin davet edilmesi sonucu ortaya çıkardığı Koalisyon Gücü'nü 2014 yılında ilan etmiştir. Bu tarih itibari ile örgüte karşı birçok saldırıda bulunmuş ve Suriye sahasına asker sokmuştur. Suriye ve Irak'a askeri müdahale Obama yönetimi zamanında başlamış ve Trump döneminde devam edegelmiştir. Ancak bu durumda garip olan şey ABD'nin bir terör örgütünü bitirmek için başka bir terör örgütünü kendine yerel bir partner olarak seçmesidir. Obama yönetimi PKK terör örgütünün Suriye uzantısı YPG terör örgütüne yardımda bulunabilmek için bir paravan örgüt olarak Demokratik Suriye Güçlerini (DSG) kurdurmuştur.</p> <p>ABD yönetimi hava güçleri yanında IŞİD ile mücadele altında ve DSG'ye yardım maksatlı Suriye’nin kuzey ve güney sahasına asker de konuşlandırmıştır. Ancak Türkiye, bunun bir ayak oyunu olduğunun farkında olup bu olup bitenlere itiraz etmekte ve Trump'tan Suriye'deki askeri varlığını ve YPG'ye desteğini sonlandırmasını istemektedir. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, uzun bir mücadele sonrası Trump'ı bir telefon görüşmesinde ikna ederek Suriye'den askerlerini çekmesine neden olmuştur.</p> <p>ABD'li generaller Trump'ın Suriye'den çekilme kararını her fırsata sabote ederek çekilmeyi engellemeye çalışmışlardır. Sonuç itibariyle Trump’ı, ABD askeri varlığı Suriye'den belli bir miktarda çekilse de petrol bölgelerini korumak için belli bir miktarda asker bulundurmaya ikna etmişlerdir. Buna ilaveten ABD'li askerler Doğu Akdeniz'e savaş gemilerini de göndererek Suriye'deki askeri varlığını canlı tutmaya çalışmaktadır.</p> <p>Bir küresel aktör olan ve Türkiye'nin NATO'daki stratejik ortağı ABD'nin terör örgütü PKK uzantısı YPG ile sahada iş tutması, Türkiye'nin Suriye politikasında önemli değişikliklere neden olan bir etken olmuştur. ABD, Türkiye'nin güney sınırlarından başta uca ve Akdeniz'e açılacak bir şekilde terör koridoru kurması ve Kıbrıs'a komşu etmeyi denediği bir dönemde, Türkiye karşı hamleler gerçekleştirerek zaman zaman da Rusya ile ittifaklar yaparak Suriye sahasına da askeri harekâtlar düzenlemiş ve bu projeyi önemli bir ölçüde sekteye uğratmayı başarmıştır ama tehlike henüz geçmiş değildir.</p> <p>Çok dinamik bir süreç içinde yaşadığımız bu dönemde yerel, bölgesel ve küresel güçler arasında kemikleşmiş bir ittifak olmadığı gibi herkesin herkesle görüşme içerisinde ve kendi planına ikna etme ya da mecbur bırakma arayışı içerisinde olduğu bir zamanda klasik kavramlarla olan bitenleri yorumlayamayız. Türkiye'nin son zamanlarda Rusya ve İran bloku ile görünmesi, Mısır, Güney Kıbrıs Yönetimi, Yunanistan ve ABD'yi bir araya getirmeye yetmiş ve aralarında Türkiye'ye karşı gaz ve elektrik nakil anlaşma yapmalarına neden olan süreci başlatmıştır.</p> <p>Türkiye'nin üç tarafı denizlerle çevrili olsa da bu stratejik konumunu şimdiye kadar değerlendirdiğini söylemek zor olacaktır. Genellikle Türkiye, rakiplerinin peşinden giden bir politika izlediği görünümü vermektedir. Bunun en son örneğini Doğu Akdeniz'de yapılan Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ve Kıta Sahanlığı ilanında gördük. Türkiye, çevrelendiği ve İskenderun Körfezine hapsedildiği ve Kıbrıs adasının 11 kat alan kaybettiğini anlayınca karşı atakları yapmaya başlamış, 028° D boylamını kıta sahanlığı ilan etmiş ve bu bölgede TPAO'ya araştırma ve sondaj icra etme yetkisi vermiştir. Ayrıca MEB ilanı ve Libya ile deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşması yaparak Doğu Akdeniz'de oynanan oyunlara müdahil olmuş ve birçok oyunu bozmuş ve siyasi üstünlük kazanmıştır. Bundan sonra Akdeniz'e kıyısı olan ülkelerle anlaşma sayısını artırmak ve mevcut anlaşmaları koruması gerekmektedir.</p> <p>Sonuç itibari ile Türkiye'nin, başta Doğu Akdeniz meselesi olmak üzere birçok konu ile ilgili ilişikli bir mesele olduğu bilinci ile bölgemizin yeniden inşa edildiği ve geleceğinin ipotek altına alındığı bir dönemde Suriye’yi göz ardı etmesi, rasyonel bir yaklaşım asla olmayacaktır. Bölgesel ve küresel güçler, Suriye ve Doğu Akdeniz'deki hidrokarbon enerji kaynakları üzerinde hâkimiyet kurar ve kendi arasında paylaşır iken Türkiye'nin mülteci yükü ve terör tehdidi ile baş başa bırakılması, Türkiye siyaseti için kabul edilecek bir durum olarak değerlendirilemez.</p> <p>Bu endişe ve kaygılar üzerinden Türkiye'nin Suriye politikası ve Doğu Akdeniz'de petrol arama çalışmalarını anlamlandırabiliriz. Zira baştan beri aktif olduğu Suriye meselesinde ve son dönemlerde kararlı olduğu Doğu Akdeniz meselesinde, Türkiye'nin bu politikalarının genel ülke siyasetine birçok olumlu veya olumsuz yansımaları muhakkak olmaktadır. Bu sürecin iyi yönetilmesi durumunda Türkiye, bölgesel bir güç olma vasfını korumaya devam edecek ve küresel bir aktör olmayı başaracaktır. Aksi takdirde zayıf ve bağımlı bir ülke olmaya mahkûm olacaktır.</p> </div> <span class="field field--name-uid field--type-entity-reference field--label-hidden"><a title="Kullanıcı profilini görüntüle." href="/yazarlar/tarik-sulo-cevizci" lang="" about="/yazarlar/tarik-sulo-cevizci" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="" class="username">Tarık Sülo Cevizci</a></span> <span class="field field--name-created field--type-created field--label-hidden">Per, 01/02/2020 - 19:39</span> <div class="field field--name-field-tags field--type-entity-reference field--label-hidden clearfix"> <ul class='links field__items'> <li><a href="/kategori/suriye-notlari" hreflang="tr">SURİYE NOTLARI</a></li> </ul> </div> <section class="field field--name-comment-node-makale field--type-comment field--label-hidden comment-wrapper"> <h2 class='title comment-form__title'>Yeni yorum ekle</h2> <drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderForm" arguments="0=node&amp;1=721&amp;2=comment_node_makale&amp;3=comment_node_makale" token="wL5kLbLaWH8ywq8LHjotE1P19jeaPUZxk8WL_TSvw0w"></drupal-render-placeholder> </section> Thu, 02 Jan 2020 16:39:21 +0000 Tarık Sülo Cevizci 721 at https://www.fikircografyasi.com https://www.fikircografyasi.com/makale/turkiyenin-suriye-politikasinin-dogu-akdeniz-jeopolitigine-yansimalari#comments Masadaki Suriye https://www.fikircografyasi.com/makale/masadaki-suriye <span class="field field--name-title field--type-string field--label-hidden">Masadaki Suriye</span> <div class="clearfix text-formatted field field--name-body field--type-text-with-summary field--label-hidden field__item"><p class="rtejustify">Türkiye terörle mücadele amacıyla ve meşru bir zeminde Fırat Kalkanı Harekatını başlatarak Cerablus şehrini denetimi altına aldığında dünya pek ses çıkarmamıştı. Afrin’e düzenlediği Zeytin Dalı Harekatında da takriben aynı cılız tepkiyle karşılaşmıştı. Ama Barış Pınarı Harekatını başlattığında adeta dünya ayağa kalktı. Katar ve Fas hariç, Arap Ligi’ne üye ülkeler ortak bir kınama yayınladı. Bu kınamaya Filistin Devleti de dahildir. İran ve Rusya rahatsız oldu, Avrupa derhal harekatın durdurulmasını istedi, ABD hemen müeyyidelere başvurdu. Türkiye büyük bir çeviklikle harekatı başlattı ve&nbsp; dokuz gün sonra Ankara’ya gelen ABD heyeti ile 13 maddelik bir anlaşma imzalayarak terör örgütünün 32 km. güneye çekilmesi şartlıya harekata ara verildi. Rusya ile yapılan 10 maddelik anlaşma da en az ABD ile yapılan anlaşma kadar önemli. Bu anlaşmaya binaen Rusya sadece Suriye’nin batısında söz sahibi iken, doğusunda da güç kazandı. Türkiye de 35 KM’lik derinlikteki bölgede ortak devriye gezme imkanını elde etmiş oldu. Bu konunda aklımıza iki soru takılıyor:</p> <p class="rtejustify">ABD, PYD-PKK’ya verdiği sekiz yıllık sınırsız destek, Trump’ın ¨bizim Suriye’de ne işimiz var Suriye’de onun için çekiliyoruz¨ ibaresi ile bitti mi, yoksa bu bir oyalama mı?<br /> Rusya, terörü Suriye’nin Kuzey Doğusundaki bölgeden 32. km’nin altına sürmekte samimi midir ve Türkiye’ye gerçekten yardımcı olacak mı?</p> <p class="rtejustify">Filistin kökenli ve ABD vatandaşı, tanınmış gazeteci Abdulbari Atwan bu iki soruyu irdeliyor ve cevabını bulmaya çalışıyor. ¨ABD Kürtlere verdiği destek mukabilinde Suriye’de İran güçleriyle de mücadele etmelerini istedi, ancak PYD buna yanaşmadığı gibi Türkiye karşısında çok başlı bir politika izledi; bölgede dağınık yerlerde de olsa Suriye, İran ve Rusya kuvvetlerine hiç bulaşmadı, bilakis zaman zaman aralarında görüşmeler de olmuştur¨ diyor. Şimdi Trump’ın, niye ¨Kürtler masum değil, kendi işlerini kendileri görsünler ve PKK DEAŞ’tan beterdir¨ dediğini anlayabildik mi? Dolayısıyla bugün ABD, PYD’ye sadece bir ders vermek istedi. Ancak kendi kuvvetleri dahil PYD ile bir petrol bölgesi olan Deyirzzor şehrini kontrol etmeyi de ihmal etmiyor. Hatta daha ileri giderek Suriye devletine ait olan petrol kuyularını işleterek üretecekleri petrolü PYD’ye vereceklerini ileri sürmektedirler. Uluslararası hukuka aykırı olan bu işlem çok mana taşır. ABD, nasıl ki 1991’de Irak’ın Kuzeyinde sadece Kürtleri içine alan bir güvenlik bölgesi oluşturup bu bölgedeki yer altı ve yer üstü kaynakları KDP ve KYB’ye tahsis ettiyse, Suriye’de de aynı şeyi yapmak istemektedir. Sonra, yine nasıl ki 2003 yılından Saddam devrildikten sonra Irak anayasasına Kürtler için federatif bir sistem geliştirdiyse, Suriye’de de aynı süreci işleteceğe benziyorlar.</p> <p class="rtejustify">İkinci soruya gelince. Rusya, her ne kadar her konuda ABD ile ihtilafta ise de, Ortadoğu’da Kürt kozunu sadece ABD’nin elinde kalmasını istemiyor; yani o da devrede olmak istiyor. Rusya PYD’ye bizim gibi düşmanca bakmıyor. Herkes PYD’nin Moskova’da ofisi olduğunu ve Astana toplantısına PYD’lilerin de Kürt delegesinin içinde yer alarak katıldığını biliyor. Yani Rusya PYD’ye sempati gözüyle bakmaktadır diyebiliriz. Şu anda Putin, Türkiye’nin ABD’yle Suriye meselesini sadece askeri bazda görüşmesini arzuluyor; ileride muhtemelen yoğunlaşacak olan siyasi çözüm ve Suriye anayasasını oluşturma sürecinde kendisinin ABD’den daha önde olmasını planlıyor. Onun için Türkiye ile temasları daha sıcak ve samimi tutmaya çalışıyor. &nbsp;</p> <p class="rtejustify">Sonuçta görünen o ki siyasi süreç ve anayasa görüşmeleri başlamadan, Türkiye üç adımı acilen başarması lazım.</p> <p class="rtejustify">Terörü, sınır boyunca 35 km içeriye sürmek vazgeçilmez bir şarttır. Böylece Irakla olan sınırımız sadece Kürt bölgesine açılmaz, Türkmen ve özellikle Sünni Arap bölgeleriyle de karasal bağlantımız olacaktır.</p> <p class="rtejustify"><img alt="" src="/sites/default/files/resimler/ulkeler/suriye/harita.jpg" /><br /> <br /> Türkiye’ye savaştan kaçarak hicret etmek zorunda kalan Suriyeli mültecilerden bu bölgede yaşamak isteyenler bu bölgeye yerleştirilmelidir.<br /> <br /> Yıllardır sürüncemede kalan Ovaköy-Telafer sınır kapısı mutlaka açılmalıdır. Böylece Türkiye hem Irakla olan ticaretini iki kapıdan&nbsp; yürütme imkanını elde edecek, hem de Irak’ın Kuzey Batısından Suriye’nin Kuzey Doğusuna teröristlerin geçmesini en azından tespit etmek mümkün olacaktır. Çünkü bilindiği gibi PKK ve PYD Irak’ın bir şehri olan ve daha çok Ezidiler ile meskun Sincar şehri ve dağını da barınma yeri olarak kullanmaktadırlar.</p> <p class="rtejustify">&nbsp;</p> <p class="rtejustify">&nbsp;</p> <p>&nbsp;</p> </div> <span class="field field--name-uid field--type-entity-reference field--label-hidden"><a title="Kullanıcı profilini görüntüle." href="/yazarlar/mahir-nakip" lang="" about="/yazarlar/mahir-nakip" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="" class="username">Mahir Nakip</a></span> <span class="field field--name-created field--type-created field--label-hidden">Pa, 11/10/2019 - 20:38</span> <div class="field field--name-field-tags field--type-entity-reference field--label-hidden clearfix"> <ul class='links field__items'> <li><a href="/kategori/suriye-notlari" hreflang="tr">SURİYE NOTLARI</a></li> </ul> </div> <section class="field field--name-comment-node-makale field--type-comment field--label-hidden comment-wrapper"> <h2 class='title comment-form__title'>Yeni yorum ekle</h2> <drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderForm" arguments="0=node&amp;1=695&amp;2=comment_node_makale&amp;3=comment_node_makale" token="1TgARBip3hiDVfbP4qTbrC6-yGZ5BoTih5FbQXCi5js"></drupal-render-placeholder> </section> Sun, 10 Nov 2019 17:38:37 +0000 Mahir Nakip 695 at https://www.fikircografyasi.com https://www.fikircografyasi.com/makale/masadaki-suriye#comments Barış Pınarı Harekâtı https://www.fikircografyasi.com/makale/baris-pinari-harekati <span class="field field--name-title field--type-string field--label-hidden">Barış Pınarı Harekâtı</span> <div class="clearfix text-formatted field field--name-body field--type-text-with-summary field--label-hidden field__item"><p class="rtejustify">PKK elebaşı Abdullah Öcalan’ın örgütü yıllardır yönettiği Şam'dan dönemin Türk yetkililerinin başarılı diplomasisi sonucu kovulduğu bir tarihte, TSK'nın örgütün Suriye'deki son kalesine bir askeri harekat düzenlemesi, oldukça manidar. Türk devletinin askeri ve diploması gücünü de bir kez daha dünyaya göstermesinin gururunu yaşamaktayız.<br /> <br /> PKK terör örgütü 9 yıldır Suriye'deki defacto durumdan yararlanarak Irak'ın kuzeyinde olduğu gibi kendine Suriye'de de bir idari yapı kurma umudu ile yola çıkmış, sahadaki boşluk ve bölgesel güçlerin yanlış tercih ve kararları nedeni ile kendini devletleşme sürecinde bulmuştur.<br /> <br /> PKK, başta Türkiye olmak üzere bölge ülkelerinin Esat ile savaşını bir fırsata çevirerek kendine önemli bir alan açmıştır. Esat ile yıllardır iyi ilişkiler içinde olan örgüt, Esat'ın muhalefet ile kavgasında yardımcı olma sözü ile Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Afrin, Kobani ve Cezire bölgelerinde idari ve askeri yapı kurmuş ve zenginliklerini eline geçirmiştir. Esas fırsatı ise IŞİD terör örgütünün bölgede güçlenmesi ile altın tepside önünde bulmuştur.<br /> <br /> IŞİD gibi azılı bir karanlık örgüt ile mücadelede kendini iyi pazarlayan ve kullandıran örgüt, ABD'nin de yardımı ile bir projeye dönüşmüş, adına tüm dünyaya sevimli gelen demokratik ifadesini de ekleyerek çoğulcu, feminist ve özgürlükçü süsleri ile dünyayı kandırmayı başararak destek bulmuştur. Zira dünya bu projeye istekli ve çoktan hazır idi.<br /> <br /> Bu gelişmeler bizlerin gözden ilk günden beri kaçmamaktaydı ve her fırsatta bunu dile getirmenin çabası içinde idik ama nafile bir şekilde hep geri çevrildik. Bugün itibari ile devletin bu tehlikenin farkına varması ve telafi sürecine girmesi, her ne kadar maliyeti yüksek olsa da sevindirici bir gelişmedir.<br /> <br /> Barış Pınarı Harekatı, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatı'nın bir devamı niteliğinde olduğu gibi PKK ile mücadelede son harekat olmayacaktır. Çünkü terör örgütü bu kısa süre içerisinde kendine o kadar alan açtı ve güçlendi ki yılları alacak bir mücadeleyi gerektirecek noktaya gelinmiştir.<br /> <br /> Barış Pınarı Harekatı, Türk yetkililerin açıklamalarından da anlaşılacağı üzere Türkiye Suriye sınırı boyunca güvenlik kaygılarından dolayı bir güvenli bölge oluşturma fikri ile başlamış ancak ABD'nin vurdum duymaz tavrından dolayı tek taraflı ve kısmi bir operasyona dönüşmüştür. Bu operasyonun kısa vadedeki hedefi, Arap ve Türkmenlerin yoğunluklu yaşadığı bir bölgede 120x30 kilometre karelik bir alanda güvenli bir bölge inşa etmeye dönüşmüştür.<br /> <br /> Uzun vadede stratejik hedeflerine baktığımızda, PKK terör örgütünün Suriye'nin kuzeyinde bir terör koridoru kurması engellendikten sonra ülkenin kuzey doğusunda devletleşmesi sürecinin ve uluslararası camiada meşruiyet kazanmasının önüne geçilmiş olacaktır. Bu ayrıca 4 milyonu aşan Suriyelilerin geri dönüşünü de hızlandıracak bir gelişme niteliğini taşımaktadır.<br /> <br /> Harekat, Afrin kantonundan sonra Kobani ve Cezire kantonlarını da birbirinden ayırması ve militan devşirilen alanların yok edilmesi neticesinde örgüt bünyesinde büyük bir çözülmeye neden olacaktır. Örgüt, bu harekatla yaşam alanlarını kaybettiği gibi yıllardır sömürdüğü petrol ve tarım gelirlerinden de olacaktır.<br /> <br /> Barış Pınarı Harekatı'nın en büyük çıkmazlarından birisi ise Türkiye'nin bu harekatı yalnız başına düzenliyor olmasıdır. Operasyon, örgütün yıllardır IŞİD ile mücadele bahanesi ile allanıp pullandığı ve kendine uluslararası bir zemin bulduğu bir dönemde yapılıyor olması nedeniyle içinde birçok risk barındırmaktadır.<br /> <br /> Bölge geniş ve düz bir ova. Örgüt 80 bin tır konvansiyonel ve sofistike silahla donatılmış olsa da Türk Ordusu'nun bu örgütle mücadelede psikolojik üstünlüğü ile manevî ve teknik donanımı sayesinde üstün geleceğinden kuşku yoktur. Ancak diplomatik ve uluslararası kamuoyu oluşturma ve algı yaratmada da bunu başarıp başarmayacağımız tartışmaya açık bir konudur.<br /> <br /> Örgüt, dünyaya varlığını IŞİD ile mücadele kapsamında kabul ettirirken, solcu grupların da hoşgörüsünü kazanmış bir vaziyette. Diplomatik alanda çalkantılı bir dönem geçirirken kamu diplomasisi ve medyaya önemli görevler düşmektedir.<br /> <br /> Kamu diplomasisi ve dış misyonlarımız askerimizin vermiş olduğu haklı mücadeleyi, uluslararası platformlarda anlatmalı ve destek aramalıdır. Bugün mücadele günüdür, rehavete kapılma günü değildir. Dünyada kamuoyu oluşturma ve dezenformasyonu bertaraf etmek ve medya savaşanlarını iyi yönetmek adına ülke ve milletçe seferber olmamız gerekmektedir.<br /> <br /> Yabancı dil bilenler, grafik tasarım yapanlar ve sanatçı, bilim adamı ve sporcularımızla özellikle yabancı dilde sosyal medyada yayınlar yapmak suretiyle kamuoyu oluşturmamız ve aleyhimize yürütülen dezenformasyonu bertaraf etmemiz, sahada Mehmetçiğimizin mücadelesi kadar önemlidir. Ancak bu bağlamda şu itirafı da etmeden geçmeyeceğim, masada ve medyada savaşı, örgüt kadar yapamıyoruz.<br /> <br /> TSK'nın terör unsurlarını hızlı bir şekilde Tel Abyad ve Re'sul Ayın merkez ve çevrelerinden temizlemesi başta Batı ve Arap ligi olmak üzere tüm örgüt sevicilerin harekete geçmesine neden olmuş ve bunlar Türkiye'ye baskı oluşturmak için her türlü kanalı denemişlerdir. Baskılardan birisi de sahada asker bulunduran ve Türkiye'yi ikna edecek ABD başkanı Trump'a olmuştur.<br /> <br /> Trump klasik uluslararası ilişkiler teamüllerin dışına çıkarak Barış Pınarı Harekâtını, sosyal medya hesapları üzerinden değerlendirerek ciddi mi yoksa ciddi değil mi tartışmaları sürerken 13 Kasım 2019 tarihinde Washington'da gerçekleşecek Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesini beklemeden yardımcısı Pence ile en iyi ekibini Türkiye'ye gönderdi.<br /> <br /> Terör örgütü ise ABD’nin kendisini terk etmesi sonucu, sonunun yaklaştığını hissedince son bir çare olarak kendini Rusya garantörlüğünde zelil bir şekilde Esat'ın merhametine bıraktı. Esat, örgütü ilk bakışta Türkiye'den koruyacak gibi görünse de örgütün kaderini eline almış bir noktaya geldi. Sürecin bu aşamaya gelmesini tek bir nedeni Türkiye'nin sahada başarılı askeri harekatlarıdır.<br /> <br /> Görüşmeye döner isek bu görüşmenin çok kritik olduğu ekip, öncesinde sızdırılan mektup ve tweet paylaşımlarından anlaşılmakta idi. Bizimkiler ise aslında en iyi cevabı, sahada vermekteydiler. Sonuç itibari ile uzun süren bir görüşmesi neticesinde Barış Pınarı Harekâtı kapsamı içerisinde amaç gerçekleşmiş oldu ve terör ile mücadelede bir eşik daha geçilmiş oldu. Yani kârdan zarar ettik.<br /> <br /> ABD ile belli bir zeminde bir araya geldikten sonra diğer bir mücadele sahası Rusya bloku ile olacaktır. Putin ile Erdoğan arasında 22 Ekim 2019 tarihinde yapılacak görüşmede Esat'ın örgüt ile anlaşmasının ayrıntıları görüşülecek ve önemli bazı konular karara bağlanacaktır. Nihayetinde Esat ile yeni bir dönemin arifesinde olduğumuzu söyleyebiliriz.<br /> <br /> Unutmamalıyız ki biz savaşı seven, savaşla var olan ve savaşı sanata dönüştüren bir milletiz ancak masada kaybettiğimiz birçok savaşın da olduğu gerçeğini göz ardı etmemeliyiz ve hafızalarımızdan silmemeliyiz. Muharebe meydanında kazandığımız savaşı, dünya kamuoyunda ve uluslararası diplomaside de bir zafere dönüştürmemiz gerekmektedir. Bunu başardığımız zaman, savaşı kesin bir şekilde kazanmış olacağız.<br /> &nbsp;</p> </div> <span class="field field--name-uid field--type-entity-reference field--label-hidden"><a title="Kullanıcı profilini görüntüle." href="/yazarlar/tarik-sulo-cevizci" lang="" about="/yazarlar/tarik-sulo-cevizci" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="" class="username">Tarık Sülo Cevizci</a></span> <span class="field field--name-created field--type-created field--label-hidden">Pt, 10/21/2019 - 17:35</span> <div class="field field--name-field-tags field--type-entity-reference field--label-hidden clearfix"> <ul class='links field__items'> <li><a href="/kategori/suriye-notlari" hreflang="tr">SURİYE NOTLARI</a></li> </ul> </div> <section class="field field--name-comment-node-makale field--type-comment field--label-hidden comment-wrapper"> <article role="article" data-comment-user-id="0" id="comment-149" class="comment js-comment by-anonymous clearfix"> <div class="comment__meta col-sm-3"> <span class="hidden text-danger" data-comment-timestamp="1571672075"></span> <small class="comment__author"><span lang="" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="" content="Cemalhoca95@gmail.com ">Cemalhoca95@gm…</span></small> </div> <div class="comment__content col-sm-9 card"> <div class="card-body"> <h3 class="card-title"><a href="/comment/149#comment-149" class="permalink" rel="bookmark" hreflang="und">Elina sağlık başkanim</a></h3> <div class="clearfix text-formatted field field--name-comment-body field--type-text-long field--label-hidden field__item"><p>Elina sağlık başkanim</p> </div> <nav><drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderLinks" arguments="0=149&amp;1=default&amp;2=und&amp;3=" token="u1Ydlu4sHY3E8OZGzOuhRk2n8Jm7WF9oe0g1H53oNTE"></drupal-render-placeholder></nav> </div> <div class="card-body"> <span class="comment__time">Pt, 10/21/2019 - 18:34</span> <span class="comment__permalink"><a href="/comment/149#comment-149" hreflang="und">Kalıcı bağlantı</a></span> </div> </div> </article> <h2 class='title comment-form__title'>Yeni yorum ekle</h2> <drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderForm" arguments="0=node&amp;1=683&amp;2=comment_node_makale&amp;3=comment_node_makale" token="FAuUhIuajPvobkv7YR3E4JF9FclAlvPqFlBHUExH1cc"></drupal-render-placeholder> </section> Mon, 21 Oct 2019 14:35:29 +0000 Tarık Sülo Cevizci 683 at https://www.fikircografyasi.com https://www.fikircografyasi.com/makale/baris-pinari-harekati#comments Suriye Anayasa Komisyonu İşler mi? https://www.fikircografyasi.com/makale/suriye-anayasa-komisyonu-isler-mi <span class="field field--name-title field--type-string field--label-hidden">Suriye Anayasa Komisyonu İşler mi?</span> <div class="clearfix text-formatted field field--name-body field--type-text-with-summary field--label-hidden field__item"><p><br /> <br /> Anayasa Komisyonu 2016 yılında bir araya gelen Türkiye, Rusya ve İran liderlerinin Suriye krizini periyodik olarak görüşmelerini başlatma kararı ile önce 2017 yılında Astana'da gündeme gelmiş ve 2018 yılında Soçi'de karara bağlanmış ve en son Ankara’daki zirvede son şekli verilerek 3 yıl gibi uzun bir süreden sonra nihayet oluşturulmuştur.<br /> <br /> Komisyonun oluşturulma kararı Astana süreci ile başlamış olsa da aradan yıllar geçmesine rağmen üyeleri ve çalışma prensibi gibi nedenlerle ve biraz da ABD ve Suudilerin engellemesi ile yılan hikayesine dönmüştü. Nihayet Eylül 2019'da Ankara'da Erdoğan, Putin ve Ruhani'nin bir araya gelmesi ile yapılan 3'lü zirvenin en önemli çıktısı olarak anayasa komisyonu kurulmuştur. Bu komisyonun en çok merak edileni ise BM temsilcisi tarafından oluşturulacak liste idi. Bu liste üzerinde yaşanan ihtilaflar Ankara zirvesinde Erdoğan'ın başarılı diplomasisi ile sona ermiş ve komisyon üyeleri kesinlik kazanmıştır.<br /> <br /> Nitekim BM listesine bir kişi de süs amaçlı Türkmen kökenli üye eklenmiştir. Zira Türkmenlerin bu komisyonda olsun ya da genel Suriye meselesinde olsun temsil edilmesinden öte Türkiye'nin garantörlüğü önemlidir. Türkiye varsa Türkmenler vardır, bunun ağırlığı da nicel değil şüphesiz nitel olacaktır. Bu komisyonun Türkmenlerin beklentilerini ne ölçüde karşılayacağını ise zira zaman gösterecektir.<br /> <br /> Şimdilik bu konuya bir virgül koyup Anayasa Komisyonuna dönelim. “Bu komisyon nerede toplanacak, kim tarafından modere edilecek ve nasıl çalışacak” sorularına cevap önem daha fazla önem arz etmektedir.<br /> <br /> Komisyon, Suriye krizinin çözüm yeri olarak sunulan ama aslında çözümsüzlük üretilen mekan olan Cenevre'de BM temsilcisi Geir O. Pedersen tarafından yönetilecektir; ancak garantör ve müdahil ülkelerin demoklesin kılıcı örneğinde olduğu gibi üyelerin ve temsilcisinin başlarında asılı duracaktır.</p> <p>Heyet ise;<br /> • 50 kişi Muhalefetten, 50 kişi Esat Rejiminden ve 50 kişi ise BM'nin Sivil Toplum grubu adı altında oluşturduğu karma bir listeden oluşmaktadır.<br /> • Kararlar ise 2/3 ile alınacak olursa en az 101 üyenin onayı lazım olacaktır. &nbsp;%75 çoğunluk ile alınacak olursa en az 113 üyenin onayı lazım olacaktır. Ancak bu komisyonun zıt taraflardan oluştuğu gerçeğini göz önünde bulundurursak çalışması mümkün gözükmemektedir. Eğer muhalefet ve BM üyeleri bir maddeye evet dese bile, Esat listesinden de –karar çoğunluk nisabına göre-en az 1 ya da 13 üyenin desteğine ihtiyaç vardır, tersi de doğrudur. Kaldı ki Esat BM komisyonuna kendi elemanlarını çoktan yerleştirmiştir.</p> <p>Ancak bu komisyonun zıt taraflardan oluştuğu gerçeğini göz önünde bulundurursak çalışması mümkün gözükmemektedir. Eğer muhalefet ve BM üyeleri bir maddeye evet dese bile, Esat listesinden de en az 13 üyenin desteğine ihtiyaç vardır, tersi de doğrudur.<br /> <br /> Bu üyeler kendi hür iradeleri ile gelmedikleri gibi bunları seçenler de Suriyeliler olmadığı için, kendi ve halkın beklentilerinden çok onları gönderenlerin beklenti ve taleplerini gündeme getirecekleri aşikardır.<br /> <br /> Bu sebeple bu denli kalabalık bir komisyonun çalışması mümkün olmadığı gibi karar alması da neredeyse imkansız gibi görünüyor. Zira bizde bir iş yapmak için komisyon oluşturulma ya da komisyona ihale edilme kararı alındı ise bilin ki bu iş rafa kaldırıldı diye bir söz ve kanaat vardır. Bu sebeple olan bitenleri geldiği nokta itibari ile özetlemek gerekir ise hep söylediğim bir cümle vardır, Suriye krizinde uluslararası camia çalışıyormuş gibi yapıp sorumluluğunu çalışması neredeyse imkansız olan bir komisyona atıp bizleri "biraz daha oyalamaya devam edecektir".</p> <p>&nbsp;</p> </div> <span class="field field--name-uid field--type-entity-reference field--label-hidden"><a title="Kullanıcı profilini görüntüle." href="/yazarlar/tarik-sulo-cevizci" lang="" about="/yazarlar/tarik-sulo-cevizci" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="" class="username">Tarık Sülo Cevizci</a></span> <span class="field field--name-created field--type-created field--label-hidden">Çar, 09/25/2019 - 08:39</span> <div class="field field--name-field-tags field--type-entity-reference field--label-hidden clearfix"> <ul class='links field__items'> <li><a href="/kategori/suriye-notlari" hreflang="tr">SURİYE NOTLARI</a></li> </ul> </div> <section class="field field--name-comment-node-makale field--type-comment field--label-hidden comment-wrapper"> <article role="article" data-comment-user-id="0" id="comment-134" class="comment js-comment by-anonymous clearfix"> <div class="comment__meta col-sm-3"> <span class="hidden text-danger" data-comment-timestamp="1569485956"></span> <small class="comment__author"><span lang="" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="">Mustafa anın </span></small> </div> <div class="comment__content col-sm-9 card"> <div class="card-body"> <h3 class="card-title"><a href="/comment/134#comment-134" class="permalink" rel="bookmark" hreflang="und">Allah mahjob itmasin</a></h3> <div class="clearfix text-formatted field field--name-comment-body field--type-text-long field--label-hidden field__item"><p>Allah mahjob itmasin</p> </div> <nav><drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderLinks" arguments="0=134&amp;1=default&amp;2=und&amp;3=" token="3R9ilWuGBD7EOLr6l_cl5C7yKX_1aA1vZbw2qmZI0QE"></drupal-render-placeholder></nav> </div> <div class="card-body"> <span class="comment__time">Per, 09/26/2019 - 11:19</span> <span class="comment__permalink"><a href="/comment/134#comment-134" hreflang="und">Kalıcı bağlantı</a></span> </div> </div> </article> <article role="article" data-comment-user-id="0" id="comment-135" class="comment js-comment by-anonymous clearfix"> <div class="comment__meta col-sm-3"> <span class="hidden text-danger" data-comment-timestamp="1569486347"></span> <small class="comment__author"><span lang="" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="">Rchidkaraahmed </span></small> </div> <div class="comment__content col-sm-9 card"> <div class="card-body"> <h3 class="card-title"><a href="/comment/135#comment-135" class="permalink" rel="bookmark" hreflang="und">Hapsi buş ve işi ölmeye</a></h3> <div class="clearfix text-formatted field field--name-comment-body field--type-text-long field--label-hidden field__item"><p>Hapsi buş ve işi ölmeye edmler çiker için ordeler</p> </div> <nav><drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderLinks" arguments="0=135&amp;1=default&amp;2=und&amp;3=" token="-bxdXR2Xq4fWueOt_eajQX4rOC3K56ZM4EzIoiyL6Xs"></drupal-render-placeholder></nav> </div> <div class="card-body"> <span class="comment__time">Per, 09/26/2019 - 11:25</span> <span class="comment__permalink"><a href="/comment/135#comment-135" hreflang="und">Kalıcı bağlantı</a></span> </div> </div> </article> <article role="article" data-comment-user-id="0" id="comment-136" class="comment js-comment by-anonymous clearfix"> <div class="comment__meta col-sm-3"> <span class="hidden text-danger" data-comment-timestamp="1569491966"></span> <small class="comment__author"><span lang="" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="">İbrahim Bozan </span></small> </div> <div class="comment__content col-sm-9 card"> <div class="card-body"> <h3 class="card-title"><a href="/comment/136#comment-136" class="permalink" rel="bookmark" hreflang="und">Şuana kadar Rusya ABD&#039;ye göre</a></h3> <div class="clearfix text-formatted field field--name-comment-body field--type-text-long field--label-hidden field__item"><p>Şuana kadar Rusya ABD&#039;ye göre nispeten daha karlı lazkiya limanını alarak Akdenize inmeye başardı ve Rejim kontrolündeki bölgelerin toprak üstü ve altı tüm kaynaklarını kendisi alıyor.<br /> ABD ise sadece petrol kuyuları var elinde bir Terör örgütüne muhtaç durumda varlığını koruyabilmek için mecburi olarak Türkiye gibi bir ülkeyi karşısında aldı buna karşılık Türkiye&#039;de Rusya ile yakınlaştı ABD Deirzor&#039;dan daha derinlere inmek istiyor.<br /> ABD bu komisyonu çalıştırmaz.<br /> Filler anlaşmadığı sürece karıncalar ezilmeye devam eder.</p> </div> <nav><drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderLinks" arguments="0=136&amp;1=default&amp;2=und&amp;3=" token="IwfKIMw8ZAP9Nz76KbugvszezSCwN-wQqqtrEUKqwEg"></drupal-render-placeholder></nav> </div> <div class="card-body"> <span class="comment__time">Per, 09/26/2019 - 12:59</span> <span class="comment__permalink"><a href="/comment/136#comment-136" hreflang="und">Kalıcı bağlantı</a></span> </div> </div> </article> <article role="article" data-comment-user-id="0" id="comment-137" class="comment js-comment by-anonymous clearfix"> <div class="comment__meta col-sm-3"> <span class="hidden text-danger" data-comment-timestamp="1569491984"></span> <small class="comment__author"><span lang="" typeof="schema:Person" property="schema:name" datatype="">İbrahim Bozan </span></small> </div> <div class="comment__content col-sm-9 card"> <div class="card-body"> <h3 class="card-title"><a href="/comment/137#comment-137" class="permalink" rel="bookmark" hreflang="und">Şuana kadar Rusya ABD&#039;ye göre</a></h3> <div class="clearfix text-formatted field field--name-comment-body field--type-text-long field--label-hidden field__item"><p>Şuana kadar Rusya ABD&#039;ye göre nispeten daha karlı lazkiya limanını alarak Akdenize inmeye başardı ve Rejim kontrolündeki bölgelerin toprak üstü ve altı tüm kaynaklarını kendisi alıyor.<br /> ABD ise sadece petrol kuyuları var elinde bir Terör örgütüne muhtaç durumda varlığını koruyabilmek için mecburi olarak Türkiye gibi bir ülkeyi karşısında aldı buna karşılık Türkiye&#039;de Rusya ile yakınlaştı ABD Deirzor&#039;dan daha derinlere inmek istiyor.<br /> ABD bu komisyonu çalıştırmaz.<br /> Filler anlaşmadığı sürece karıncalar ezilmeye devam eder.</p> </div> <nav><drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderLinks" arguments="0=137&amp;1=default&amp;2=und&amp;3=" token="JG6fFgyH22V_0ubAin-GzPn8n5kUcGrMWOCH8uLmGb8"></drupal-render-placeholder></nav> </div> <div class="card-body"> <span class="comment__time">Per, 09/26/2019 - 12:59</span> <span class="comment__permalink"><a href="/comment/137#comment-137" hreflang="und">Kalıcı bağlantı</a></span> </div> </div> </article> <h2 class='title comment-form__title'>Yeni yorum ekle</h2> <drupal-render-placeholder callback="comment.lazy_builders:renderForm" arguments="0=node&amp;1=665&amp;2=comment_node_makale&amp;3=comment_node_makale" token="WAYe-YAw9Sfv9R7ODGPAOS5MZc1oxlRI86lFoLdfteA"></drupal-render-placeholder> </section> Wed, 25 Sep 2019 05:39:22 +0000 Tarık Sülo Cevizci 665 at https://www.fikircografyasi.com https://www.fikircografyasi.com/makale/suriye-anayasa-komisyonu-isler-mi#comments